ABD'de sosyal medya devi Meta'ya (Facebook, Instagram) çocukların beyin gelişimini hedef alan bağımlılık yapıcı algoritmalar nedeniyle açılan dava, eyaletlerdeki tarihi bir anlaşmayla sonuçlandı. Bu gelişme, çocukların dijital güvenliği konusunda dünya genelinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilirken, Türkiye'de de benzer düzenlemelerin neden hâlâ yapılmadığı sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlar, Türkiye'nin çocukları dijital risklere karşı korumak için somut adımlar atması gerektiğini vurguluyor.
Meta'nın tarihi anlaşması ve getirdiği yenilikler
Geçtiğimiz haftalarda ABD'nin 33 eyaleti tarafından açılan ve 2021'de başlayan davada Meta, çocukların mental sağlığını olumsuz etkileyen uygulamaları nedeniyle suçlanmıştı. Davada ortaya çıkan belgeler, şirketin iç yazışmalarında genç kullanıcıların 'bağımlılık yapıcı' özelliklerle hedef alındığını, Instagram'ın genç kızların beden algısını bozarak anoreksiya gibi rahatsızlıkları tetikleyebileceğini bildiğini ancak kâr odaklı hareket ettiğini gösterdi. Mahkeme sürecinde Meta, çocuklara yönelik özelliklerde köklü değişikliklere gitmeyi kabul ettiği bir anlaşmaya vardı. Anlaşma kapsamında, 18 yaş altı kullanıcılar için gece bildirimlerinin kısıtlanması, 'sonsuz kaydırma' (infinite scroll) özelliğinin kaldırılması ve ebeveyn kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi önlemler alındı. Ayrıca, Meta'nın algoritmalarının çocuklara zararlı içerik önermesinin önüne geçilmesi için bağımsız bir denetim mekanizması kurulacak. Bu gelişme, sosyal medya platformlarına yönelik küresel baskının artmasına yol açtı.
Avrupa Birliği'nden çocuklara yönelik sert düzenlemeler
ABD'deki bu dava sürerken, Avrupa Birliği de Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında çocukların korunmasına yönelik düzenlemeleri hayata geçirdi. Buna göre, büyük çevrimiçi platformlar, 16 yaş altı (bazı üye ülkelerde 13 veya 14 yaş) kullanıcılar için profilleme ve hedefli reklam yapamayacak; ayrıca 'karanlık desenler' olarak bilinen kullanıcıyı bağımlı hale getiren tasarım modelleri yasaklandı. Dahası, platformların çocukların karşılaşabileceği riskleri değerlendiren raporlar sunması ve bu raporlara göre önlem alması zorunlu kılındı. Uzmanlar, DSA'nın küresel bir standart belirlediğini ve diğer ülkelerin de bu düzenlemeleri örnek alması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye'de durum ne? Mevcut yasalar ve boşluklar
Türkiye'de 2020 yılında yürürlüğe giren 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un (İnternet Yasası) çeşitli maddeleri, sosyal medya platformlarının yükümlülüklerini düzenlenmekle birlikte, doğrudan çocukların psikolojik gelişimini hedef alan algoritmalara yönelik bir önlem bulunmuyor. Kişisel Verileri Koruma Kanunu (KVKK) ile 18 yaş altı bireylerin kişisel verilerinin işlenmesi sıkı kurallara bağlanmış ancak sosyal medya platformlarının algoritmalarının çocukları 'bağımlı' hale getirmesi konusunda net bir yasal boşluk mevcut. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz yıllarda çocukların dijital bağımlılıktan korunması için bir eylem planı açıklamış ancak bu planın uygulanması noktasında yeterli ilerleme kaydedilmedi. Sivil toplum kuruluşları, çocukların sosyal medyada geçirdiği sürenin ortalama 3 saati aştığını ve bunun eğitim hayatlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Türkiye'de çocukları bekleyen riskler
Uzmanlara göre, Türkiye'de çocuklar, ABD ve AB'deki akranlarına benzer risklerle karşı karşıya: bağımlılık, uyku bozuklukları, düşük özgüven, siber zorbalık ve yasa dışı içeriklere maruz kalma. Özellikle TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformların kısa video formatları, çocukların dikkat sürelerini kısaltarak öğrenme güçlüğüne yol açabiliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 6-15 yaş grubundaki çocukların internet kullanım oranı %80'in üzerinde; bu çocukların büyük bölümü sosyal medya hesaplarına sahip ve bir kısmı ebeveyn denetimi olmaksızın çevrimiçi ortamda vakit geçiriyor. Son dönemde artan 'dijital tehlike' vakaları (çevrimiçi istismar, oyun bağımlılığı) ebeveynleri endişelendiriyor.
Türkiye'den hem yasal hem teknik adım bekleniyor
Tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye'nin dijital çağın çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine karşı hem yasal hem teknik düzeyde kapsamlı bir strateji geliştirmesi bekleniyor. Öncelikle, sosyal medya platformlarının çocuk kullanıcıların verilerini işleme biçimleri ve bağımlılık yaratan tasarım modelleri denetlenmeli; çocuk yaş gruplarına özel güvenli arayüzler sunulması zorunlu hale getirilmelidir. Ayrıca, ailelerin dijital okuryazarlığını artıracak kamu spotları ve eğitim programları devreye alınmalıdır. Bu konuda atılacak adımlar, yalnızca bireysel sağlığı değil, toplumun geleceğini korumak açısından da hayati önem taşımaktadır. Türkiye, uluslararası alanda yaşanan bu gelişmeleri yakından izleyerek, yerli ve milli bir dijital savunma mekanizması kurmalıdır. Çocukların beyinleri, geleceğimizin garantisidir; onları korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.