İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yasa dışı Siyonist yerleşimcilerin sayısı 750 binin üzerine çıktı. Bu rakam, onlarca yıldır adım adım inşa edilen yerleşim politikasının ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor. Batılı güçlerin göz yumması ve desteğiyle büyüyen yerleşimler, Filistin topraklarında fiili bir ilhakı derinleştiriyor ve iki devletli çözüm ihtimalini her geçen gün daha da zayıflatıyor.
Yerleşimci Sayısındaki Artışın Boyutu
Son verilere göre, Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlerde yaşayan Yahudi yerleşimci sayısı 750 bini aştı. Bu, 1990'larda 200 binin altında olan sayının otuz yılda neredeyse dört katına çıktığını gösteriyor. Artış, özellikle 2000'li yıllardan itibaren hız kazandı ve yerleşim inşaatları sistematik bir devlet politikası haline geldi.
Doğu Kudüs'teki yerleşimler, şehrin Filistinli nüfusunu kuşatarak demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlıyor. Batı Şeria'da ise yerleşim blokları, Filistin köylerini birbirinden kopararak bölgesel bütünlüğü parçalıyor. Bu strateji, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltırken, uluslararası hukuka aykırı olarak inşa edilen yapıların sayısı her yıl artıyor.
Batı'nın Sessiz Desteği ve Frankeştayn Metaforu
Batılı rejimler, İsrail'in yerleşim faaliyetlerine yıllardır eleştirel açıklamalar yapsa da somut adım atmaktan kaçındı. ABD, Avrupa Birliği ve diğer Batılı ülkeler, İsrail'e yönelik yaptırım tehditlerini nadiren hayata geçirdi. Hatta bazı dönemlerde yerleşimlerin genişlemesi "doğal büyüme" olarak nitelendirilerek meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Bu tutum, eleştirmenler tarafından "Siyonist-Frankeştayn" metaforuyla açıklanıyor. Batı, kendi elleriyle yarattığı ve desteklediği bir yapının kontrolünü zamanla kaybetti. Yerleşimci hareketi, başlangıçta marjinal bir grupken, Batı'nın himayesi altında güçlenerek İsrail siyasetinin merkezine yerleşti. Bugün gelinen noktada, Batı başkentleri, bu yapının yol açtığı uluslararası krizle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Uluslararası Hukuk ve Gerçekler
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in 1967'den sonra işgal ettiği topraklardaki yerleşimlerini açıkça uluslararası hukuka aykırı ilan etmişti. Ancak bu karara rağmen yerleşim inşaatları durmadı; aksine hız kesmeden devam etti. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin soruşturmaları da caydırıcılık sağlamadı.
Filistin yönetimi, yerleşimlerin barış sürecini bitirdiğini ve iki devletli çözümün artık imkânsız hale geldiğini sık sık dile getiriyor. Batılı ülkelerin ikiyüzlü politikaları, Filistinliler nezdinde güven kaybına yol açarken, bölgede radikalizmi besliyor.
Sonuç: Batı'nın İmtihanı
Batı'nın "Siyonist-Frankeştayn" ile imtihanı, sadece Filistin meselesiyle sınırlı değil. Bu durum, Batı'nın uluslararası hukuk ve insan hakları konusundaki samimiyetini de sorgulatıyor. Yerleşimci sayısının 750 bini aşması, statükonun sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Batılı güçler, ya kendi yarattıkları bu canavarı dizginlemek için cesur adımlar atacak ya da tarih önünde sorumluluktan kaçmanın bedelini ağır ödeyecek.