İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler tarafından Filistinlilere yönelik şiddet olayları 2024 yılı boyunca benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Son haftalarda art arda gelen saldırılar, en az onlarca Filistinlinin hayatını kaybetmesine ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açarken, Batılı hükümetlerin bu şiddete karşı uyguladığı yaptırımların sembolik düzeyde kaldığı ve caydırıcılıktan uzak olduğu belirtiliyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, artan yerleşimci terörünün bölgede yeni bir kitlesel yerinden edilme dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Yerleşimci Saldırılarında Çarpıcı Artış
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından derlenen verilere göre, 2024 yılının ilk on ayında Batı Şeria'da kaydedilen yerleşimci saldırısı sayısı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40'tan fazla arttı. Saldırılar genellikle zeytin hasadı sırasında çiftçilere, su kaynaklarına erişim noktalarında kadın ve çocuklara, ayrıca Filistinlilerin araçlarına ve evlerine yönelik gerçekleşiyor. Özellikle Ramallah, Nablus, Hebron ve Cenin çevresindeki yerleşim birimlerinde yoğunlaşan olaylarda, İsrail güvenlik güçlerinin çoğu zaman müdahale etmemesi ya da geç müdahale etmesi dikkat çekiyor.
Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklamalarına göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da hayatını kaybeden Filistinli sayısı 700'ü aşmış durumda. Bu can kayıplarının önemli bir kısmı İsrail askeri operasyonlarında yaşanırken, en az 150'sinin doğrudan yerleşimci saldırıları sonucu meydana geldiği ifade ediliyor. Yaralananların sayısı ise binlerle ifade ediliyor. Bölgedeki köylerde yaşayan Filistinliler, gece baskınları, taş ve sopalı saldırılar, hayvanların öldürülmesi ve tarım arazilerinin yakılması gibi sistematik bir şiddet döngüsüyle karşı karşıya.
Batı'nın Yaptırım Politikası Eleştirilerin Odağında
ABD, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler, şiddet olaylarına karışan yerleşimcilere yönelik seyahat yasakları ve mal varlığı dondurma gibi yaptırımlar uyguluyor. Ancak bu yaptırımların kapsamı oldukça sınırlı; şu ana kadar sadece birkaç düzine isim hedef alındı ve bu kişilerin çoğu zaten uluslararası kamuoyunda tanınmayan, alt düzey faillerden oluşuyor. Yaptırım listelerinde yerleşimci örgütlerine finansal destek sağlayan kuruluşlar ya da İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı bakanlar yer almıyor.İnsan hakları avukatları, mevcut yaptırımların "göstermelik" olduğunu ve İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetini cezalandırma konusundaki isteksizliğini değiştirmediğini vurguluyor. İsrail ordusunun, saldırıların büyük çoğunluğunda ya hiç gözaltı yapmaması ya da gözaltına alınan yerleşimcileri kısa süre içinde serbest bırakması, uluslararası tepkilerin merkezinde yer alıyor. 2023 yılında kurulan ve yerleşimci şiddetini izlemekle görevli özel bir savcılık biriminin açtığı soruşturmaların neredeyse tamamı sonuçsuz kaldı.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, "Yerleşimci şiddeti kabul edilemez ve uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Ancak mevcut yaptırım mekanizmalarımız, bu suçları işleyenleri ve onları destekleyenleri tam olarak kapsamamaktadır" diyerek mevcut politikaların yetersizliğini itiraf etti. Borrell, üye ülkelere yaptırım listelerinin genişletilmesi çağrısında bulundu ancak somut bir adım henüz atılmadı.
Uluslararası Hukuk ve Sorumluluk Tartışması
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, 2024 yılı başında Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetiyle ilgili ön inceleme başlattığını duyurdu. Ancak UCM'nin İsrail vatandaşları üzerinde yargı yetkisi konusundaki tartışmalar ve İsrail'in mahkemeyle işbirliği yapmaması, süreci yavaşlatıyor. Öte yandan, Uluslararası Adalet Divanı'nda (ICJ) 2023 yılında görülen ve İsrail'in işgal politikalarını sorgulayan davada verilen danışma görüşü, yerleşim faaliyetlerinin ve buna bağlı şiddetin uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmişti. Ancak bu kararın uygulanması için herhangi bir yaptırım mekanizması bulunmuyor.
Filistin yönetimi, Batılı ülkelere yaptırımların kapsamını genişletme ve İsrail'e yönelik silah satışlarını durdurma çağrısı yapıyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Sadece birkaç yerleşimciye uygulanan seyahat yasağı, her gün can kaybı yaşanan bir halk için hiçbir anlam ifade etmiyor. Uluslararası toplum, işgalci güce karşı gerçek yaptırımlar uygulamadıkça bu şiddet son bulmayacaktır" denildi.
Bölgede Artan Gerginlik ve Gelecek Öngörüleri
Uzmanlar, yerleşimci şiddetinin önümüzdeki aylarda daha da tırmanabileceği uyarısında bulunuyor. İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı partilerin, yerleşim inşaatlarını hızlandırma ve Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik kısıtlamaları artırma yönündeki açıklamaları, gerilimi daha da körüklüyor. Özellikle E1 bölgesi olarak bilinen ve Doğu Kudüs ile Maale Adumim yerleşimi arasındaki stratejik alanda planlanan yeni konut projeleri, Filistin yerleşimlerini coğrafi olarak birbirinden koparma riski taşıyor.
Batılı ülkelerin, insan hakları söylemi ile stratejik çıkarları arasında sıkışmış bir politika izlediği görülüyor. İsrail'e yönelik eleştirilerin genellikle sembolik açıklamaların ötesine geçememesi, uluslararası kamuoyunda çifte standart tartışmalarını alevlendiriyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmada, "Uluslararası toplumun, Filistin halkının korunması konusundaki sorumluluğunu yerine getirmediği açıktır. Yerleşimci şiddeti sistematik hale gelmiştir ve bu, sadece bölgesel değil küresel bir güvenlik sorunudur" ifadelerini kullandı.
Batı Şeria'daki şiddet döngüsü, yalnızca Filistinlilerin yaşam hakkını tehdit etmekle kalmıyor; aynı zamanda iki devletli çözüm ihtimalini de her geçen gün daha da uzaklaştırıyor. Uluslararası toplumun etkili adımlar atmaması halinde, bölgede daha geniş çaplı bir çatışmanın fitillenebileceği ve bunun da Orta Doğu'nun istikrarını derinden sarsacağı değerlendiriliyor.