İşgal altındaki Batı Şeria'da son günlerde yaşanan şiddet olayları, uluslararası toplumun dikkatini bir kez daha Filistin topraklarına çevirirken, Batı medyasının bu vahşeti görmezden gelmesi büyük tepki çekiyor. İsrail'in savaş suçları ve Yahudi yerleşimcilerin saldırıları, Gazze'deki soykırımın devamı niteliğinde olmasına rağmen, Batılı medya kuruluşları adeta başını kuma gömüyor. Bu durum, medyanın tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği yönünde ciddi eleştirilere yol açıyor.
Batı Şeria'da Yaşanan Vahşet
Batı Şeria'da İsrail askerleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırılarda her geçen gün artan sayıda Filistinli hayatını kaybediyor. Son raporlara göre, sadece geçtiğimiz hafta içinde en az 15 Filistinli sivil öldürüldü, yüzlercesi yaralandı. Yerleşimciler, Filistin köylerine baskınlar düzenleyerek evleri yakıyor, zeytin ağaçlarını söküyor ve sivillere ateş açıyor. İsrail ordusu ise bu saldırılara göz yummakla kalmıyor, aynı zamanda Filistinlilere yönelik operasyonlarında ağır silahlar kullanarak sivil kayıplara neden oluyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, bu olayları 'savaş suçu' olarak nitelendiriyor ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtiyor. Ancak bu raporlar, Batı medyasında yeterli yer bulamıyor. Ana akım medya kuruluşları, İsrail'in eylemlerini 'meşru müdafaa' çerçevesinde sunarken, Filistinlilerin maruz kaldığı şiddeti bağlamından koparılmış şekilde aktarıyor.
Batı Medyasının Çifte Standardı
Bu durum, medya kuruluşlarının çifte standartlı yaklaşımını bir kez daha gözler önüne seriyor. Gazze'deki soykırım sırasında da Batı medyası benzer bir tutum sergilemiş, İsrail'in saldırılarını 'terörle mücadele' olarak sunarken, Filistin direnişini 'terörizm' olarak etiketlemişti. Bu kez Batı Şeria'da yaşananlar, Batı medyasının İsrail yanlısı politikalarını açıkça ortaya koyuyor.
Uzmanlar, Batı medyasının bu tutumunun, Filistin halkının maruz kaldığı insan hakları ihlallerinin görünmez kılınmasına hizmet ettiğini vurguluyor. Oxford Üniversitesi'nden Prof. Judith Butler, "Medya, güçlü olanın yanında yer alarak tarihsel adaletsizlikleri sürdürüyor. Bu, gazetecilik etiğine tamamen aykırıdır" diyor.
Uluslararası Tepkiler
Dünya genelinde birçok ülke ve sivil toplum kuruluşu, Batı medyasının bu sessizliğini kınayarak Filistin halkının sesi olmaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaptığı açıklamada, "Batı Şeria'daki durumun vahametini görmezden gelmek, suç ortaklığıdır. Uluslararası toplum, İsrail'in işgal politikalarına karşı durmalıdır" ifadelerini kullandı.
Ancak bu açıklamalar, Batı medyasında yeterince yankı bulmuyor. Özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail'e verdikleri koşulsuz destek, medyanın da bu ülkelerin politikalarını yansıtmasına neden oluyor. Filistinli yetkililer, uluslararası toplumun İsrail'i durduramamasını eleştirerek, "Dünya, İsrail'in işlediği suçları izlerken sessiz kalıyor" diyor.
Bağımsız Medyanın Rolü
Bu süreçte bağımsız gazeteciler ve alternatif medya kuruluşları, Filistin'deki gerçekleri aktarmak için büyük çaba gösteriyor. Sosyal medya platformları, Filistinlilerin yaşadığı dramı dünyaya ulaştırma konusunda önemli bir rol oynuyor. Ancak bu paylaşımların birçoğu, platformların sansür politikaları nedeniyle engelleniyor ya da sınırlandırılıyor.
Gazeteci Abir Kopty, "Sosyal medya, Batı medyasının görmezden geldiği gerçekleri ortaya koyuyor. Ancak bu platformların da İsrail yanlısı lobilerin etkisi altında olduğunu unutmamalıyız" diyor. Kopty, Filistinlilerin sesini duyurmak için uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.
Sonuç
Batı medyasının Yahudi terörünü görmezden gelmesi, yalnızca gazetecilik etiği açısından değil, insanlık vicdanı açısından da kabul edilemez bir durumdur. Filistin halkının yıllardır süren işgal ve zulüm altında yaşadığı acılar, Batılı medya kuruluşlarının manipülatif haberleriyle çarpıtılmamalıdır. Uluslararası toplumun bu zulme karşı durması ve Filistin halkının yanında yer alması, bölgede kalıcı barışın sağlanması için elzemdir. Medyanın tarafsız ve objektif haber anlayışını benimsemesi, bu tür krizlerin çözümünde kritik bir öneme sahiptir. Aksi takdirde, tarih bu sessizliği ve kayıtsızlığı da yargılayacaktır.