Türkiye'de uzun yıllar boyunca inancı gereği başını örten kadınlar, eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakıldı. Üniversite kapılarından Meclis salonlarına kadar uzanan yasakçı uygulamalar, Başkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti hükümetleri döneminde tarihe karıştı. Bu dönüşüm, sadece bir hak ihlalinin sona ermesi değil, aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde kritik bir kilometre taşı oldu.
Başörtüsü Yasağının Tarihsel Arka Planı
1980'li yıllardan itibaren üniversitelerde başörtülü öğrencilere yönelik kısıtlamalar, 28 Şubat sürecinde doruk noktasına ulaştı. 1997'deki Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla başörtüsü, kamusal alanda adeta bir suç unsuru haline getirildi. Başörtülü öğrenciler derslere alınmadı, sınavlara giremedi, hatta diploma törenlerinden men edildi. Kamu kurumlarında çalışan başörtülü kadınlar ise işlerinden istifa etmek zorunda kaldı. Bu yasaklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınan davalarda Türkiye'nin mahkumiyetine yol açtı; ancak uygulamalar yıllarca devam etti.
28 Şubat 1997'deki MGK toplantısında alınan kararlar, başörtüsü yasağını fiili olarak hayata geçirdi. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın istifaya zorlanması ve Refah Partisi'nin kapatılmasıyla süreç daha da sertleşti. 1998'de üniversitelerde başörtüsü yasağı genişletildi; başörtülü öğrenciler polis zoruyla kampüslerden çıkarıldı. 1999'da Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle Meclis'e girmesi engellendi ve milletvekilliği düşürüldü. Bu olaylar, yasağın sadece eğitimle sınırlı olmadığını, siyaseti de kapsadığını gösterdi.
CHP Zihniyetinin Yasakçı Geçmişi
Başörtüsü yasağının en kararlı savunucusu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oldu. 2000'li yıllarda CHP, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören yasa tekliflerine sürekli karşı çıktı. 2008'de Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruda CHP, başörtüsü özgürlüğünü "laikliğe aykırı" olarak nitelendirdi ve yasayı iptal ettirdi. CHP lideri Deniz Baykal, 2007'de başörtülü öğrencilerin üniversitelere alınmasını "irticai tehdit" olarak tanımladı. Partinin 2008'deki kapatma davası sürecinde de başörtüsü, laiklik tartışmalarının merkezinde yer aldı.
CHP'nin bu tutumu, sadece başörtüsüyle sınırlı kalmadı; imam hatip okullarının orta kısımlarının kapatılması, Kur'an kurslarına yaş sınırı getirilmesi gibi uygulamalar da aynı zihniyetin ürünüydü. 28 Şubat sürecinde binlerce öğrenci mağdur edildi, aileler parçalandı. Bu yasaklar, Türkiye'nin uluslararası itibarına da zarar verdi; Avrupa Birliği ilerleme raporlarında inanç özgürlüğü ihlalleri olarak kaydedildi.
Erdoğan Liderliğinde Özgürlük Devrimi
2002'de iktidara gelen AK Parti, başörtüsü yasağını kademeli olarak kaldırdı. 2008'de çıkarılan yasa ile üniversitelerde başörtüsü serbest bırakıldı; ancak CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu sonucu yasa iptal edildi. Buna rağmen fiili uygulama yumuşadı. 2010'daki anayasa değişikliği referandumuyla yargı reformu yapıldı ve 2013'te kamu kurumlarında başörtüsü yasağı fiilen kaldırıldı. 2015'te ise polis, asker ve hâkimler dahil tüm kamu çalışanlarına başörtüsü serbestisi getirildi.
Başkan Erdoğan, her fırsatta başörtüsü yasağını eleştirdi ve "Başörtüsü yasağı bu ülkenin utancıdır" dedi. 2022'de TBMM'de yaptığı konuşmada, başörtüsü özgürlüğünü anayasal güvence altına alma çağrısı yaptı. 2023'te ise başörtüsüne anayasal güvence getiren teklif AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi; CHP ise teklife karşı oy kullandı. Böylece başörtüsü, artık yasal olarak da koruma altına alındı.
Toplumsal ve Uluslararası Yansımalar
Başörtüsü yasağının kalkması, başörtülü kadınların iş gücüne katılımını artırdı. 2013'ten bu yana kamuda çalışan başörtülü kadın sayısı 10 kat arttı. Üniversitelerde başörtülü öğrenci oranı %60'a ulaştı. Türkiye, inanç özgürlüğü konusunda Avrupa Konseyi ve BM raporlarında olumlu not aldı. Ancak yasağın zihniyetsel etkileri hâlâ tartışılıyor; bazı işverenlerin özel sektörde ayrımcılık yaptığı iddiaları zaman zaman gündeme geliyor.
Sonuç olarak, başörtüsü yasağından özgürlüğe uzanan süreç, Türkiye'nin demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu değişim, sadece bir hak ihlalinin sona ermesi değil, aynı zamanda toplumsal barış ve eşitlik adına atılmış somut bir adımdır. CHP'nin geçmişteki yasakçı tutumu ise hafızalardaki yerini koruyor; zira özgürlükler ancak tüm kesimlerin hakları güvence altına alındığında anlam kazanır.