Bir dini kuruma yapılan sıradan bir bağışın, on yıllar sonra 33 şirketten oluşan devasa bir ticari imparatorluğa ve 100 milyar lirayı aşan yasa dışı bir para trafiğine dönüşmesi, Türkiye'nin gündemine oturdu. Gazeteci Alihan Kuriş'in ortaya attığı iddialar, hem siyasi hem de hukuki açıdan geniş yankı uyandırırken, "Duvar kimin üzerine yıkılıyor?" sorusu akılları kurcalıyor. Kuriş, vakıf kökenli bu yapının geçmişte kamuoyundan gizlenen finansal işlemlerini belgeleriyle ortaya koyuyor.
Bağıştan Holding'e Uzanan Yolculuk
Alihan Kuriş'in araştırmasına göre, kuruluş yıllarında sadece bir bağışla faaliyete başlayan dini vakıf, kısa sürede eğitimden sağlığa, inşaattan enerjiye kadar pek çok sektörde şirketler kurarak büyüdü. Vakfın yönetim kurulu üyeleri, aile şirketleri aracılığıyla kamu ihalelerinden özel imtiyazlara dek geniş bir yelpazede ayrıcalıklar elde etti. Bugün gelinen noktada ise 33 ayrı şirketin aynı çatı altında toplandığı ve bu şirketlerin toplam piyasa değerinin milyarlarca lirayı bulduğu ileri sürülüyor.
Kuriş'in iddiasına göre, bu şirketlerin büyük bir kısmı, kamuoyunun bilmediği yurtdışı hesaplar ve paravan şirketler üzerinden yönetiliyor. Yurtiçinde elde edilen gelirler, çeşitli yollarla yurtdışına aktarılarak kayıt dışı bırakılıyor. Bu yöntemle son on yılda yaklaşık 100 milyar liralık bir para trafiğinin gerçekleştiği öne sürülüyor. İddialar arasında, bu fonların bir kısmının siyasi partilere ve bazı medya kuruluşlarına gizli destek olarak kullanıldığı da yer alıyor.
Soruşturmanın Boyutları ve Toplumsal Etki
Konunun siyasi boyutu, özellikle iktidar partisiyle olan ilişkileri nedeniyle dikkat çekiyor. Muhalefet partileri, söz konusu vakfın devlet destekli ayrıcalıklardan faydalandığını ve hükümetin bu yapıya göz yumduğunu savunuyor. İktidar kanadı ise iddiaların asılsız olduğunu, vakfın tüm işlemlerinin yasalara uygun olduğunu belirtiyor. Ancak Kuriş'in yayınladığı belgeler, bu açıklamaların yeterli olmadığını gösteriyor.
Kamuoyunda, bağış yapan vatandaşların büyük bir kısmı, paralarının böyle bir yapıya dönüşeceğini bilmediklerini, bu nedenle derin bir hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getiriyor. Eğitim kurumlarında çocuklarını okutan aileler ise hem eğitimin kalitesi hem de çocuklarının maruz kaldığı ideolojik telkin açısından endişeli. Uzmanlar, bu tür vakıfların denetlenmesi ve şeffaflık ilkesinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Savcılık, ihbar üzerine soruşturma başlatmış durumda. Şu ana kadar yapılan aramalarda bazı dijital verilere el konulduğu ve şirketlerin mali kayıtlarının incelendiği öğrenildi. Soruşturma kapsamında vakfın üst düzey yöneticilerinin ifadesine başvurulması bekleniyor. Kuriş, sürecin takipçisi olacağını ve yeni belgeler yayınlayacağını açıkladı.
Türkiye'de vakıflar, tarih boyunca toplumsal dayanışmanın önemli bir parçası olmuş, ancak son yıllarda bazı vakıfların ticari faaliyetleri ve siyasi bağlantılarıyla öne çıktığı görülmüştü. Bu dosya, vakıfların denetlenmesi konusundaki tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Uzmanlar, vakıf yasalarının güncellenerek, bu tür yapıların şeffaf bir şekilde yönetilmesi gerektiğini, aksi halde benzer skandalların yaşanabileceğini belirtiyor.
Alihan Kuriş'in iddiaları, sadece bir gazetecilik başarısı olarak değil, aynı zamanda Türkiye'deki vakıf sisteminin ve siyaset-finans ilişkisinin sorgulanması açısından da önemli bir kilometre taşı. Bu soruşturmanın sonucu, ülkenin geleceğinde belirleyici olabilir: Ya adalet yerini bulacak ve bu tür yapıların önü kesilecek ya da duvar, üzerine yıkılanların üzerinde kalacak.