ANKARA - TEPAV Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam, Babülmendep Boğazı'nda yaşanan krizin küresel enerji akışını olumsuz etkilediğini belirterek, "Babülmendep açılsa dahi Hürmüz ve Karadeniz'deki durum bu haliyle devam ettiği sürece dünyanın dizel şokuna bir çözüm üretmesi kolay görünmüyor" dedi. Sağlam, krizin sadece bölgesel değil, küresel ölçekte bir enerji güvenliği sorununa dönüştüğünü vurguladı.
Babülmendep'teki Kriz Enerji Arzını Vurdu
Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birleştirerek Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e açılan kritik bir deniz ticaret yoludur. Son dönemde bölgede artan jeopolitik gerilimler, özellikle petrol ve doğal gaz taşımacılığını sekteye uğrattı. Dr. Sağlam, bu durumun dizel arzında ciddi bir daralmaya yol açtığını ifade etti. Dizel, küresel ticaretin bel kemiği olan kamyon, gemi ve tren gibi ağır vasıtaların yanı sıra tarım ve sanayi sektörlerinde de yaygın olarak kullanılıyor. Babülmendep'teki aksama, bu yakıtın tedarik zincirinde dalgalanmalara neden oluyor.
Uzmanlar, Babülmendep'ten geçen petrol tankerlerinin rotalarını değiştirmek zorunda kaldığını, bunun da hem maliyetleri artırdığını hem de teslimat sürelerini uzattığını belirtiyor. Dr. Sağlam, "Krizin çözülmesi durumunda bile, Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık ve Karadeniz'deki savaş ortamı devam ettiği sürece dizel arzında kalıcı bir rahatlama beklemek gerçekçi değil" diye konuştu.
Hürmüz ve Karadeniz'deki Durum Belirsizliğini Koruyor
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği en stratejik geçiş noktalarından biri. Bölgede İran ile Batılı ülkeler arasındaki gerilim, zaman zaman tanker trafiğini tehdit ediyor. Karadeniz'de ise Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle tahıl ve enerji sevkiyatı aksamış durumda. Dr. Sağlam, bu iki bölgedeki sorunların birbirini beslediğini ve küresel enerji piyasalarında belirsizliği artırdığını söyledi.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 2023 yılında küresel dizel talebi günde yaklaşık 28 milyon varil seviyesindeydi. Arz tarafındaki kesintiler, fiyatları yukarı yönlü baskılıyor. Avrupa'da dizel fiyatları son aylarda rekor seviyelere yaklaşırken, gelişmekte olan ülkelerde akaryakıt sübvansiyonları bütçeleri zorluyor. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler, bu dalgalanmalardan doğrudan etkileniyor.
Dizel Şokunun Ekonomik Yansımaları
Dizel fiyatlarındaki artış, sadece ulaştırma sektörünü değil, gıda ve inşaat gibi birçok sektörü de vuruyor. Nakliye maliyetlerinin yükselmesi, tüketici fiyatlarına zam olarak yansıyor. Dr. Sağlam, "Dizel, enflasyonun görünmez ama en etkili tetikleyicilerinden biri. Arz sorunu çözülmezse, merkez bankalarının faiz politikaları bile yeterli olmayabilir" uyarısında bulundu.
Öte yandan, alternatif enerji kaynaklarına yönelim hız kazanıyor. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji yatırımları artsa da, ağır vasıtalar ve deniz taşımacılığında dizel bağımlılığı kısa vadede devam edecek gibi görünüyor. Uzmanlar, küresel dizel talebinin 2030'a kadar zirve yapacağını, ancak arz güvenliğinin sağlanması için jeopolitik risklerin azaltılması gerektiğini belirtiyor.
Çözüm Arayışları ve Gelecek Öngörüleri
Babülmendep krizi, uluslararası toplumun enerji güvenliği konusunda daha koordineli hareket etmesi gerektiğini gösteriyor. Dr. Sağlam, "Kriz yönetimi yerine kriz önleyici politikalar geliştirilmeli. Enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve stratejik rezervlerin güçlendirilmesi şart" dedi. Ayrıca, bölgesel aktörler arasında diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Sonuç olarak, Babülmendep'teki krizin çözülmesi tek başına yeterli değil. Hürmüz ve Karadeniz'deki gerilimler devam ettiği sürece, küresel dizel piyasasındaki dalgalanmalar sürecek ve ekonomik etkileri derinleşecek. Dr. Sağlam'ın ifadesiyle, "Dünya, enerji arz güvenliğini yeniden düşünmek zorunda. Aksi halde dizel şoku, sadece bir enerji krizi değil, aynı zamanda bir ekonomik kriz haline gelebilir."