İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, 7’si tutuklu 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü davasının karar celsesinin 14’üncü duruşma günü başladı. Duruşma, Silivri Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan salonlarda sürüyor. Mahkeme heyeti, dosyadaki yaklaşık 20 bin sayfalık iddianameyi ve sanık savunmalarını değerlendirmeye devam ediyor.
Davanın geçmişi ve iddianame
Aziz İhsan Aktaş ve örgüt üyelerine yönelik iddianame, 2019 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlandı. İddianamede, örgütün 'kamuoyunda rahatsızlık yaratma', 'rant ve menfaat sağlama' amacıyla kurulduğu ileri sürülüyor. Sanıkların, suç örgütü kurma, yönetme, üye olma, rüşvet, tehdit, şantaj, nitelikli dolandırıcılık gibi suçları işledikleri öne sürülüyor. Dava kapsamında bugüne kadar 100’ün üzerinde tanık dinlendi ve 200’den fazla keşif yapıldı.
Duruşma süreci ve beklenen karar
Karar celsesi, 23 Aralık 2025’te başlamıştı. 14. duruşma gününde, mahkeme heyeti özellikle örgüt lideri olduğu iddia edilen Aziz İhsan Aktaş ve diğer tutuklu sanıkların sabıka kaydı, etkin pişmanlık durumu ve örgüt hiyerarşisindeki konumlarına ilişkin detaylı değerlendirme yapıyor. Savcılık mütalaasında, Aziz İhsan Aktaş’ın 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti. Mahkeme heyetinin önümüzdeki günlerde kararını açıklaması bekleniyor.
Duruşma salonunda tokalaşma, fotoğraf çekimi gibi adli kurallara uyulmadığı gerekçesiyle geçtiğimiz celselerde bazı savunma avukatlarına adli kontrol şartı getirilmişti. Bu durum, davanın seyrinde zaman zaman gergin anlar yaşanmasına neden olmuştu. Davanın bir diğer önemli boyutu ise, örgütün kamu kurumlarındaki bağlantılarına ilişkin iddialar. İddianamede, birçok bürokrat ve siyasetçinin ismi geçiyor, ancak bu kişilerin sanık olmadığı ve ifadelerine başvurulmadığı öğrenildi.
Toplumsal ve hukuki bağlam
Aziz İhsan Aktaş davası, Türkiye'de organize suç örgütleriyle mücadele kapsamında yürütülen en kapsamlı yargılamalardan biri. Dava, sadece suç örgütünün cezalandırılması değil, aynı zamanda kamuoyunda güven tesis etme açısından da kritik. Uzmanlar, böyle büyük ölçekli davaların, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri çerçevesinde sonuçlanmasının, hukuk devleti inancını güçlendireceğini vurguluyor. Dava süreci, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’ndaki 'suç örgütü' tanımı ve uygulamasına dair önemli bir içtihat oluşturabilir.