Ankara ile Bakü arasındaki stratejik ortaklık, son bir yılda kamuoyu önünde yaşanan iki önemli gerginlikle sarsıldı. Mart ayında İran savaşının başlarında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in İran’a yönelik sert açıklamaları ve Eylül ayında yaşanan ikinci bir kriz, iki ülke arasındaki ilişkilerde daha önce görülmedik düzeyde bir kamuoyu gerginliğine yol açtı. Krizlerin yatıştırıldığı belirtilse de, olayların ardından iki devletin “iki devlet, tek millet” söyleminin pratikte ne kadar sağlam olduğu sorgulanmaya başlandı.
Mart Ayında İran Savaşı Sırasında Yaşananlar
Mart ayında İran savaşının başlamasıyla birlikte Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İran’a yönelik sert açıklamalarda bulundu. Aliyev’in bu çıkışı, Türkiye’nin bölgedeki hassasiyetleriyle çelişince Ankara ile Bakü arasında ilk kamuoyu gerginliği ortaya çıktı. Türk yetkililer, Azerbaycan’ın aldığı pozisyonun bölgesel dengeleri sarsabileceği uyarısında bulunurken, Bakü cephesinden gelen açıklamalar iki ülke arasındaki görüş ayrılığını gözler önüne serdi. Kriz, diplomasi kanalları devreye girerek yatıştırıldı ancak yaşananlar, “iki devlet” söyleminin ilk ciddi sınavı olarak kayıtlara geçti.
Eylül Ayındaki İkinci Gerginlik
Eylül ayında yaşanan ikinci gelişme ise ilişkilerdeki kırılganlığı bir kez daha ortaya koydu. Bu kez taraflar arasında ekonomik ve askeri işbirliği konularında farklı yaklaşımların kamuoyuna yansıması, ilişkilerde yeni bir gerilim dalgası yarattı. İki ülke arasında yapılan üst düzey görüşmelerde sorunlar ele alındı ve krizin büyümesi engellendi. Ancak yaşananlar, Azerbaycan’ın son dönemde izlediği bağımsız dış politika çizgisinin Ankara’da rahatsızlık oluşturabildiğini gösterdi.
İki Devlet Tek Millet Söyleminin Geleceği
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler, yıllardır “iki devlet, tek millet” söylemiyle tanımlanıyor. Bu söylem, özellikle Karabağ savaşı sırasında ve sonrasında iki ülke arasındaki dayanışmayı pekiştirmişti. Ancak son bir yılda yaşanan kamuoyuna açık gerginlikler, ilişkilerin her zaman pürüzsüz olmadığını gösteriyor. Uzmanlar, iki ülkenin çıkarlarının her zaman örtüşmeyebileceğini, özellikle İran ve Rusya gibi bölgesel aktörlerle ilişkilerde farklı önceliklerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor. Bu durum, “iki devlet” söyleminin geleceği açısından dikkatle izlenmesi gereken bir sürece işaret ediyor.
Arka Plan: Stratejik Ortaklık ve Bölgesel Denge
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, enerji koridorları, savunma işbirliği ve ortak kültürel bağlar üzerine inşa edilmiş durumda. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve TANAP doğalgaz hattı, iki ülkenin ekonomik bağımlılığını artırıyor. Ayrıca Azerbaycan, Türkiye’nin savunma sanayii ürünlerinin önemli alıcılarından biri. Ancak son dönemde Azerbaycan’ın İsrail ve Rusya ile geliştirdiği ilişkiler, Batı ile dengeli bir politika izleme çabası, Ankara’da bazı soru işaretleri yaratmış olabilir. İran savaşı sırasında Aliyev’in sert çıkışı, bu tür farklılıkların kamuoyuna yansıması olarak yorumlanabilir.
Öte yandan, Türkiye’nin Suriye ve Doğu Akdeniz’deki öncelikleri ile Azerbaycan’ın Karabağ sonrası yeniden inşa sürecindeki odak noktası arasındaki farklılıklar, zaman zaman koordinasyon sorunlarına yol açabiliyor. Eylül ayındaki gerginliğin bu tür yapısal faktörlerden kaynaklandığı düşünülüyor. İki ülke liderleri arasındaki kişisel ilişkiler ve diplomatik kanalların açık tutulması, krizlerin yatıştırılmasında etkili oldu.
Değerlendirme
Son bir yılda yaşanan iki gerginlik, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin her zaman uyum içinde olmadığını, ancak krizlerin yönetilebilir olduğunu gösteriyor. “İki devlet, tek millet” söylemi, güçlü bir retorik olsa da, pratikte çıkar farklılıkları ve bölgesel dinamikler nedeniyle zaman zaman test ediliyor. İlişkilerin geleceği, iki ülkenin ortak stratejik hedeflerde ne kadar uzlaşabildiğine ve farklılıkları ne ölçüde diyalogla çözebildiğine bağlı. Kamuoyu önünde yaşanan gerginlikler, aslında ilişkilerin olgunluk düzeyini ve kriz yönetim kapasitesini de ortaya koyuyor. Bundan sonraki süreçte, özellikle İran ve Rusya gibi aktörlerle ilişkilerde koordinasyonun sağlanması, iki ülke arasındaki güvenin korunması açısından kritik olacak.