İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa'da, geçtiğimiz dönemde etkili olan sel felaketinin ardından 5 bin 132 metrekarelik ağaçlık alan, özelleştirme kapsamına alındı. Bölgede yeni yapılaşmanın önünün açılması bekleniyor. Karar, sel sonrası hasar gören bölgede arazi satışı ve imar düzenlemelerini gündeme getirdi. Özelleştirme kapsamına alınan alanın ağaçlık vasfı taşıması, çevre ve kent planlaması açısından tartışma yaratıyor.
Sel Felaketinin Ardından Özelleştirme Kararı
Ayazağa'da yaşanan sel, bölgede ciddi maddi hasara yol açmıştı. Selin vurduğu bölgede bulunan ve 5 bin 132 metrekare büyüklüğündeki ağaçlık alan, özelleştirme kapsamına alınarak satış sürecine dahil edildi. Bu karar, hem bölge sakinleri hem de çevre örgütleri tarafından endişeyle karşılandı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülen süreçte, arazinin imar durumu ve kullanım amacına ilişkin detaylar henüz netlik kazanmadı. Ancak edinilen bilgilere göre, bölgede yeni yapılaşmanın önü açılacak.
Sel felaketinin hemen ardından başlatılan hasar tespit çalışmaları sırasında, dere yataklarına yakın alanlarda yapılaşma riski bir kez daha gündeme gelmişti. Şimdi ise ağaçlık alanın özelleştirilmesi, bu riskleri artırabileceği yönünde eleştirilere neden oluyor. Uzmanlar, sel riski taşıyan bölgelerde yapılaşmanın önlenmesi gerektiğini vurgularken, özelleştirme kararının bu ilkeyle çeliştiğini belirtiyor.
Ağaçlık Alanın Geleceği Belirsiz
5 bin 132 metrekarelik alanın ağaçlık vasfı, özelleştirme sonrası korunup korunmayacağı sorusunu akıllara getiriyor. İmar planlarında yeşil alan olarak görünen arazinin, satış sonrası yapılaşmaya açılması durumunda bölgedeki ekolojik denge zarar görebilir. Ayazağa, son yıllarda hızlı kentleşme ve büyük ölçekli projelerle gündemde olan bir bölge. Özellikle sel felaketi sonrası altyapı sorunları ve dere ıslah çalışmaları tartışılırken, ağaçlık alanın satışı yeni bir tartışma başlattı.
Çevre mühendisleri, ağaçlık alanların sel riskini azaltmada önemli rol oynadığını hatırlatıyor. Bu tür alanların betonlaşmaya açılmasının, ileride yaşanabilecek sel felaketlerinin etkisini artırabileceği uyarısında bulunuluyor. Öte yandan, özelleştirme sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bölge Sakinleri ve Çevre Örgütlerinden Tepki
Ayazağa sakinleri, bölgedeki yeşil alanların korunmasını talep ediyor. Sel felaketinin ardından zaten zor günler geçiren bölge halkı, ağaçlık alanın satışına karşı çıkıyor. Mahalle sakinleri, “Bu alan bizim için sadece bir arazi değil, aynı zamanda selden korunma ve nefes alma alanı. Satılması halinde hem doğa hem de biz zarar göreceğiz” görüşünü dile getiriyor. Çevre örgütleri ise kararın iptali için hukuki yollara başvurabileceklerini açıkladı.
Özelleştirme kararının, bölgedeki diğer yeşil alanlar için de emsal teşkil edebileceği endişesi var. Ayazağa ve çevresinde son yıllarda birçok yeşil alanın imara açıldığı göz önüne alındığında, bu satışın daha geniş bir planın parçası olabileceği düşünülüyor.
Özelleştirme Süreci ve Yasal Çerçeve
Türkiye'de özelleştirme uygulamaları, 4046 sayılı Kanun çerçevesinde yürütülüyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, kamuya ait taşınmazları satış, kiralama veya gelir ortaklığı gibi yöntemlerle değerlendirebiliyor. Ancak ağaçlık alanların özelleştirilmesi, Çevre Kanunu ve imar mevzuatı açısından özel düzenlemelere tabi. Orman vasfı taşıyan alanların satışı ise Anayasa'nın 169. maddesi gereği mümkün değil. Bu noktada, 5 bin 132 metrekarelik alanın hukuki statüsü büyük önem taşıyor. Arazinin “ağaçlık alan” olarak tanımlanması, orman sayılıp sayılmayacağı konusunu belirsiz bırakıyor.
Uzmanlar, özelleştirme sürecinde arazinin vasfının korunması ve kamu yararının gözetilmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, hem hukuki hem de ekolojik sorunların ortaya çıkabileceği belirtiliyor.
Sel Riskine Karşı Alınması Gereken Önlemler
Ayazağa'da yaşanan sel, bölgenin altyapı ve dere ıslahı konusunda ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Sel sonrası yapılan incelemelerde, dere yataklarının daraltıldığı ve yapılaşmanın arttığı tespit edilmişti. Şimdi ağaçlık alanın satışı, bu sorunları daha da derinleştirebilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyesinin, sel riski taşıyan bölgelerde yapılaşmayı sınırlayıcı kararlar alması beklenirken, özelleştirme kararının bu çabalarla çeliştiği ifade ediliyor.
Kent plancıları, sel riskinin azaltılması için yeşil alanların korunması, dere yataklarının genişletilmesi ve yağmur suyu hasadı gibi önlemlerin öncelikli olduğunu belirtiyor. Ağaçlık alanın satışı, bu önlemlerin önünde bir engel olarak duruyor.
Sonuç: Kamu Yararı ve Çevre Dengesi
Ayazağa'da 5 bin 132 metrekarelik ağaçlık alanın özelleştirilmesi, kamu yararı ile çevre koruma arasındaki dengeyi yeniden tartışmaya açıyor. Sel felaketinin hemen ardından böyle bir kararın alınması, bölge halkının güvenini sarsmış durumda. Özelleştirme sürecinin şeffaf yürütülmesi, arazi vasfının korunması ve sel riskinin göz önünde bulundurulması, ileride yaşanabilecek sorunların önüne geçebilir. Ancak mevcut belirsizlikler, sürecin yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Kamuoyu, özelleştirme sonrası arazinin nasıl kullanılacağına dair net bir açıklama bekliyor. Bu gelişme, kentleşme ve çevre politikaları arasındaki çatışmanın somut bir örneği olarak kayıtlara geçti.