Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Camii'nin yeniden ibadete açılmasının 6'ncı yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan özel bir eser için takdim yazısı kaleme aldı. Yazısında, Ayasofya'nın sadece bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda milletin hafızasında kutlu fethin zafer nişanesi olarak yer aldığını vurgulayan Erdoğan, bu tarihî yapının sembolik değerine dikkat çekti.
Ayasofya'nın Tarihî Önemi
Ayasofya, 1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra camiye dönüştürülmüş, 1934 yılında müzeye çevrilmiş ve 24 Temmuz 2020'de yeniden ibadete açılmıştı. Erdoğan'ın yazısında, bu yapının milletimizin bağımsızlık ve egemenlik sembolü olduğu belirtiliyor. Aradan geçen 6 yılda Ayasofya-i Kebir Camii, yerli ve yabancı milyonlarca ziyaretçiyi ağırlarken, İslam dünyasında da büyük yankı uyandırdı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mesajı
Erdoğan, takdim yazısında Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının milletin ortak iradesinin bir yansıması olduğunu ifade etti. Yazısında, "Ayasofya-i Kebir Camii yalnızca bir ibadet mekânı değil; milletimizin tarih boyunca sürdürdüğü medeniyet mücadelesinin nişanesidir" ifadelerine yer verdi. Ayrıca, Ayasofya'nın tüm insanlığa açık bir hoşgörü ve barış sembolü olarak kalmaya devam edeceğini vurguladı.
6 Yılda Ayasofya
Yeniden ibadete açıldığı günden bu yana Ayasofya, her cuma ve bayram namazlarında dolup taşıyor. Ramazan aylarında ise özellikle teravih namazlarında büyük bir katılım gözleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, Ayasofya'yı ziyaret edenlerin sayısı 6 yılda 15 milyonu aştı. Yapı, aynı zamanda pek çok uluslararası etkinliğe de ev sahipliği yaptı.
Tepkiler ve Tartışmalar
Ayasofya'nın ibadete açılması, iç kamuoyunda geniş destek bulurken, uluslararası alanda bazı tartışmalara yol açmıştı. UNESCO, yapının Dünya Miras Listesi'ndeki statüsünü sorgulamış, ancak Türkiye yapının korunması ve erişilebilirliği konusunda gerekli tedbirlerin alındığını belirtmişti. Erdoğan'ın yazısı bu tartışmalara da dolaylı olarak cevap niteliği taşıyor.
Ayasofya-i Kebir Camii, sadece bir tarihî yapı değil, aynı zamanda Türkiye'nin kültürel kimliğinin ve dış politika duruşunun da bir yansıması olarak görülüyor. 6 yıllık süreçte yapının hem dini hem de kültürel işlevi bir arada sürdürmesi, benzer statüdeki diğer yapılar için de örnek teşkil ediyor.