Avrupa siyaseti, geleneksel partilerin giderek zayıfladığı ve aşırı sağın yükseldiği bir dönemden geçiyor. Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’i, İtalya’da Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri, Almanya’da AfD ve İsveç’te İsveç Demokratları gibi partiler, ulusal sınırları aşarak birbirlerine destek oluyor. Bu partiler, göçmen karşıtlığı, AB şüpheciliği ve milli egemenlik vurgusuyla ortak bir çizgide buluşuyor. Özellikle Avrupa Parlamentosu’nda grup kurma çabalarıyla dikkat çeken bu ittifak, kıta genelinde siyasi dengeleri değiştiriyor.
Ortak Düşmanlar ve Söylem Birliği
Aşırı sağ partiler, İslam’ı ve göçü ortak tehdit olarak tanımlarken, AB’yi ulus devletlerin egemenliğini zedeleyen bir yapı olarak eleştiriyor. Örneğin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “illiberal demokrasi” modeli, birçok aşırı sağ parti tarafından örnek alınıyor. Orban, göçmen karşıtı politikaları ve medya üzerindeki baskılarıyla diğer aşırı sağ liderlerden takdir topluyor. Aynı şekilde, Polonya’daki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) de AB ile yaşadığı hukuk ihtilaflarında aşırı sağ partilerden destek görüyor. Bu partiler, Avrupa değerlerine karşı “Hristiyan Batı” vurgusu yaparak birbirlerini cesaretlendiriyor.
Seçim Başarıları ve İttifak Girişimleri
Son yıllarda aşırı sağ partiler, birçok ülkede seçim başarıları elde etti. 2022 İsveç seçimlerinde İsveç Demokratları %20’nin üzerinde oy alarak üçüncü büyük parti oldu. 2023 İspanya seçimlerinde Vox partisi Meclis’e girdi. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın oy oranının artması bekleniyor. Bu partiler, Avrupa Parlamentosu’nda Kimlik ve Demokrasi (ID) grubu altında birleşiyor. Ancak grup içinde görüş ayrılıkları da mevcut; örneğin, Le Pen ve Meloni arasında Ukrayna’ya destek konusunda farklılıklar var. Yine de ortak hedefler, bu farklılıkları bastırıyor.
Göç Krizi ve Güvenlik Endişeleri
2015’teki mülteci krizi, aşırı sağın yükselişinde kritik bir dönemeç oldu. Partiler, sığınmacı akınını durdurma vaadiyle oy topladı. 2023’te Avrupa’ya yasa dışı geçişlerin artması, bu söylemi güçlendirdi. Terör saldırıları ve işsizlik oranları da aşırı sağın işine yarıyor. Özellikle Fransa ve Almanya’da, göçmen mahallelerinde yaşanan olaylar, partilerin “güvenlik” vurgusunu meşrulaştırmasına yardımcı oluyor. Bu partiler, sıkı sınır kontrolleri ve vize politikaları talep ediyor.
Ancak aşırı sağın yükselişi, liberal demokrasiler için bir tehdit olarak görülüyor. AB, bu partilerin iktidara gelmesi halinde hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları konusunda sorunlar yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Macaristan ve Polonya örnekleri, bunun somut göstergeleri olarak sunuluyor. Diğer yandan, bu partilerin popülist söylemleri, seçmenlerin bir kısmına hitap ediyor. Ekonomik krizler ve küreselleşmenin yarattığı kaygılar, aşırı sağın tabanını genişletiyor.