Avrupa'da 1970'li yıllardan bu yana uygulanan çocuk koruma politikaları, 100 bini aşkın Türk ve Müslüman çocuğun ailelerinden koparılmasına yol açtı. Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve Avusturya'da faaliyet gösteren Gençlik Daireleri, günümüzde de 5 binden fazla Türk çocuğunu resen koruma altında tutuyor. Bu uygulamalar, sivil toplum kuruluşları ve aile dernekleri tarafından 'yeni bir Nazi zulmü' olarak nitelendiriliyor.
Gençlik Daireleri nasıl işliyor?
Her ülkenin kendi mevzuatına göre yapılandırılan Gençlik Daireleri, çocuğun 'iyiliği' adına aile müdahalesi yetkisine sahip. Ancak eleştirmenler, bu kurumların özellikle göçmen ailelere karşı önyargılı davrandığını belirtiyor. Hollanda'da yapılan bir araştırmaya göre, Türk kökenli ailelerin çocukları, yerli ailelere kıyasla üç kat daha fazla oranda koruma altına alınıyor. Benzer durum Almanya'da da gözlemleniyor; burada Türk çocuklarının vesayet altına alınma oranı %15 daha yüksek.
Vakaların ardındaki kültürel çatışma
Uzmanlar, bu durumun temelinde kültürel farklılıkların yattığını söylüyor. Örneğin, Türk ailelerde çocuğun disiplini için hafif fiziksel cezalar bazı Avrupa ülkelerinde istismar olarak değerlendirilebiliyor. Ayrıca, çocuğun aile bütçesine katkıda bulunması veya dini eğitim alması da 'çocuğun yüksek yararı' ilkesine aykırı bulunabiliyor. Bu kültürel körlük, binlerce çocuğun yetimhanelerde veya koruyucu aile yanında büyümesine neden oluyor.
Ailelerin mücadelesi
Avrupa'da faaliyet gösteren Türk sivil toplum kuruluşları, mağdur ailelere hukuki destek sağlıyor. Berlin merkezli Türk Aile Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz, 'Her gün en az 10 aile bize başvuruyor. Çocukları, hiçbir gerekçe olmadan ellerinden alınıyor. Bu, etnik temizlikten farksız' dedi. Fransa'da ise 2019'da kurulan 'Çocuklarımızı Geri İstiyoruz' platformu, 2 bin 500 vakayı mahkemeye taşıdı.
Avrupa'daki yasal düzenlemeler ve eleştiriler
Avrupa Birliği, çocuk koruma konusunda ortak standartlar belirlemiş olsa da uygulamalar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Özellikle Almanya'da 'Jugendamt' olarak bilinen Gençlik Daireleri, büyük yetkilerle donatılmış durumda. Eleştirmenler, bu kurumların denetimsiz kaldığını ve keyfi kararlar alabildiğini savunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınan bazı davalarda, Türk aileler lehine kararlar çıkmış olsa da süreç yıllar alabiliyor.
Çocukların psikolojik durumu
Ailelerinden koparılan çocuklarda kimlik bunalımı ve psikolojik sorunlar yaygın görülüyor. Viyana Üniversitesi'nin 2022 tarihli bir çalışması, koruma altındaki Türk çocuklarının %60'ında kaygı bozukluğu, %40'ında ise depresyon belirtileri tespit etti. Uzmanlar, bu çocukların kültürel köklerinden uzaklaştırılmasının travmayı derinleştirdiğini vurguluyor.
Çözüm önerileri
Sivil toplum kuruluşları, Avrupa ülkelerinin çocuk koruma sistemlerinde kültürel duyarlılık eğitimlerini zorunlu hale getirmesini talep ediyor. Ayrıca, ailelerin çocuklarıyla iletişimini kesen uygulamaların sonlandırılması ve alternatif bakım modellerinin geliştirilmesi öneriliyor. Türkiye'nin de bu konuda diplomatik girişimlerde bulunması gerekiyor.
Bu sorun, Avrupa'nın çokkültürlülük vaadiyle göçmen politikaları arasındaki çelişkiyi bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor. Yıllardır süregelen bu uygulamalar, 'çocuğun yüksek yararı' ilkesinin kültürel baskı aracına dönüştüğünü gösteriyor. Bu durum, hem mağdur aileler hem de Avrupa'nın insan hakları sicili açısından karanlık bir tablo çiziyor.