Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan üçlü savunma anlaşması, Yunanistan'ın başkenti Atina'da geniş yankı uyandırdı. Atina'daki siyasi çevreler, bu anlaşmayı Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki güç dengelerini köklü biçimde değiştirebilecek 'yeni bir güç ağının doğuşu' olarak yorumluyor. Üç ülkenin askeri iş birliğini derinleştirme kararı, Yunanistan'ın uzun süredir hassasiyet gösterdiği Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusunda yeni soru işaretleri yaratıyor.
Anlaşmanın Kapsamı ve Stratejik Önemi
Savunma anlaşması, ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayiinde teknoloji transferini içeriyor. Türkiye'nin İHA/SİHA teknolojisinin, Pakistan'ın nükleer kapasitesinin ve Suudi Arabistan'ın finansal kaynaklarının birleşmesi, bölgesel bir güç üçgeni oluşturuyor. Bu üçlü yapı, özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve Kıbrıs sorunu gibi konularda Yunanistan'ın elini zayıflatabilir. Atina'daki yetkililer, anlaşmanın sadece askeri boyutla sınırlı kalmayacağını, ekonomik ve diplomatik alanlara da yansıyacağını düşünüyor.
Yunanistan'ın Endişeleri: Ege'den Doğu Akdeniz'e
Yunanistan, özellikle Türkiye'nin Libya ile yaptığı deniz yetki anlaşmasına benzer bir iş birliğinin bu üçlü yapı içinde genişleyebileceğinden endişe ediyor. Ege adalarının silahlandırılması ve kıta sahanlığı tartışmaları, bu yeni ittifakla birlikte daha karmaşık bir hal alabilir. Atina'daki analistler, Pakistan'ın nükleer gücünün Batı'nın gözünde hassas bir denge unsuru olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise bölgesel rekabette Türkiye'ye yakınlaşmasının, Yunanistan'ın Katar ve İsrail ile kurduğu ilişkileri dengeleyebileceğini belirtiyor. Ayrıca, ABD'nin bu yeni oluşuma nasıl tepki vereceği de merak konusu; zira Washington, hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile ittifak ilişkilerini sürdürüyor.
Bağlam ve Arka Plan
Türkiye ve Pakistan arasında köklü askeri iş birliği geçmişi bulunurken, Suudi Arabistan ile savunma alanındaki ilişkiler son yıllarda ivme kazandı. Bu üçlü anlaşma, 2023'te Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşmasının ardından atılan somut bir adım olarak değerlendiriliyor. Pakistan'ın da Doğu Akdeniz'deki gelişmelere doğrudan bir çıkarı olmamakla birlikte, İslam dünyasındaki dayanışma ve kendi güvenlik kaygıları çerçevesinde bu ittifaka dahil olduğu düşünülüyor. Yunanistan ise bu gelişmeyi, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz yetki alanlarının korunması ve NATO içindeki dengeler perspektifinden değerlendiriyor. Atina'nın, Avrupa Birliği ve ABD'den bu konuda daha fazla destek talep etmesi bekleniyor. Bölgesel güç dengelerindeki bu kayma, Doğu Akdeniz'deki enerji denklemlerini de yakından ilgilendiriyor. Önümüzdeki dönemde bu üçlü iş birliğinin ne kadar kurumsallaşacağı ve sahaya nasıl yansıyacağı, bölgesel istikrar açısından belirleyici olacak.
Sonuç olarak, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ekseninde şekillenen bu yeni oluşum, sadece Yunanistan'ı değil, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki tüm aktörleri yakından ilgilendiren stratejik bir gelişme. Atina'nın bu yeni güç ağına karşı diplomatik girişimlerini hızlandırması bekleniyor. Bölgesel iş birlikleri ve ittifaklar arasındaki bu dinamik rekabet, önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkilerin ana gündem maddelerinden biri olmaya aday.