Londra merkezli Arap gazetesi El-Arabi El-Cedid, İsrail'in Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı ve artan siyasi-ekonomik nüfuzundan duyduğu rahatsızlığı Washington'a ve doğrudan Ankara'ya ilettiğini iddia etti. Gazetenin üst düzey İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre, Tel Aviv yönetimi, Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ediyor ve Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini kendi güvenlik çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyor.
İsrail'in endişeleri ve Ankara'ya mesajlar
Haberde, İsrail'in özellikle Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde kurduğu askeri üsler ve desteklediği gruplar üzerinden İran'ın bölgedeki etkisini dengelemeye çalıştığı, ancak bu durumun kendi çıkarlarıyla çeliştiği belirtiliyor. İsrailli yetkililerin, Türkiye'nin Suriye'de kalıcı bir askeri varlık oluşturmasının İsrail'in kuzey sınırındaki güvenlik dengelerini değiştirebileceği endişesini taşıdığı ifade ediliyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, İsrail'in bu konudaki rahatsızlığını hem ABD yönetimine hem de Türk hükümetine ilettiğini, ancak Ankara'nın bu mesajlara mesafeli yaklaştığını öne sürüyor. Türkiye'nin Suriye'deki varlığını meşru müdafaa ve sınır güvenliği çerçevesinde değerlendirdiği, İsrail'in endişelerini ise ikili ilişkilerde bir baskı unsuru olarak gördüğü belirtiliyor.
Suriye'de değişen dengeler ve bölgesel rekabet
Suriye'de Beşar Esad rejiminin sona ermesinin ardından bölgede yeni bir güç mücadelesi yaşanıyor. Türkiye, yeni yönetimle yakın ilişkiler kurarak hem siyasi hem de ekonomik alanda etkisini artırırken, İsrail ise Suriye'nin güneyinde ve Şam çevresinde askeri operasyonlar düzenleyerek İran bağlantılı unsurları hedef alıyor. Bu durum, iki ülke arasında dolaylı bir rekabeti beraberinde getiriyor.
El-Arabi El-Cedid'in haberine göre, İsrail istihbaratı, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının kalıcı hale gelmesi durumunda İsrail'in kuzey sınırında yeni bir denklem oluşacağını ve bunun İsrail'in operasyonel özgürlüğünü kısıtlayabileceğini değerlendiriyor. Bu nedenle Tel Aviv, Washington üzerinden Ankara'ya baskı yaparak Türkiye'nin Suriye'deki askeri faaliyetlerini sınırlamasını talep ediyor.
Türkiye'nin tutumu ve olası sonuçlar
Türk yetkililer, Suriye'deki askeri varlığın PKK/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı yürütülen mücadele kapsamında olduğunu ve sınır güvenliği için hayati önem taşıdığını vurguluyor. Ankara, İsrail'in bu konudaki endişelerini doğrudan kamuoyuna yansıtmamakla birlikte, ikili ilişkilerdeki hassas dengeleri korumaya çalışıyor.
Uzmanlar, İsrail'in Türkiye'ye yönelik bu tutumunun ABD'nin bölgedeki politikalarını da etkileyebileceğini belirtiyor. Washington'un hem NATO müttefiki Türkiye hem de stratejik ortağı İsrail arasında denge kurma çabası, önümüzdeki dönemde daha da zorlaşabilir. Arap basınında yer alan bu kulis bilgisi, Ankara-Tel Aviv hattında iplerin gerildiğini gösteriyor.
Öte yandan, Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkiler ve enerji işbirliği gibi konularda da tarafların karşılıklı adımlar attığı biliniyor. Ancak Suriye'deki gelişmeler, bu ilişkilerin seyrini belirleyebilecek en kritik başlık olarak öne çıkıyor.
Bölgesel aktörlerin pozisyonları
Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi Arap ülkeleri, Suriye'nin yeniden inşası sürecinde Türkiye'nin artan etkisini dikkatle izliyor. İsrail'in bu ülkelere de benzer mesajlar ilettiği, ancak Arap başkentlerinin öncelikli olarak istikrar ve ekonomik çıkarlara odaklandığı belirtiliyor. Rusya'nın ise Suriye'deki varlığını koruma çabası, bölgesel denklemde başka bir boyut oluşturuyor.
İsrail basınında yer alan bazı yorumlarda, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının İsrail için uzun vadede bir tehdit oluşturmadığı, ancak İran'ın bölgeden tamamen çekilmemesi durumunda Ankara'nın da İsrail'in hedefi haline gelebileceği ifade ediliyor. Bu değerlendirmeler, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak, Arap basınında çıkan haber, Türkiye-İsrail ilişkilerinde Suriye kaynaklı yeni bir gerilim hattının oluştuğunu ortaya koyuyor. Tarafların karşılıklı mesajlar gönderdiği bu süreçte, Washington'ın arabuluculuk çabaları ve bölgesel aktörlerin pozisyonları belirleyici olacak. Kamuoyuna yansımayan bu kulis bilgileri, önümüzdeki günlerde daha fazla tartışılabilir.