Türkiye sanayisinin bel kemiğini oluşturan ve yıllarca finansman, hammadde, enerji ile ihracat pazarı arayan Anadolu Kaplanları, şimdi de bin bir emekle büyüttükleri fabrikalara sahip çıkacak varis bulmakta zorlanıyor. Anadolu’nun dört bir yanındaki aile işletmelerinde, ikinci ve üçüncü neslin şirketi devralma isteksizliği, bu köklü yapıları gelecek kaygısıyla karşı karşıya bırakıyor.
Nesil değişimi ve varis sorunu
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki işletmelerin yüzde 95’inden fazlası aile şirketlerinden oluşuyor. Ancak bu şirketlerin sadece yüzde 30’u ikinci nesle geçebiliyor, üçüncü nesle ulaşanların oranı ise yüzde 10’un altına düşüyor. Anadolu Kaplanları olarak bilinen, başta tekstil, makine ve gıda sektörlerinde faaliyet gösteren orta ölçekli firmalar, bu dönüşümün en kritik noktasında yer alıyor. Genç kuşakların büyük şehirlerde eğitim alıp farklı kariyer yollarını tercih etmesi, fabrikaların başında duracak yeni liderlerin yetişmesini engelliyor. Sektör temsilcileri, bu durumun üretim kapasitesini ve ihracatı olumsuz etkileyebileceği uyarısı yapıyor.
Aile şirketlerinde kurumsallaşma arayışı
Uzmanlar, aile şirketlerinin sürdürülebilirliği için kurumsallaşma ve profesyonel yöneticilerle çalışmanın kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Ancak Anadolu’daki birçok işletme, kurucu ailenin kontrolü kaybetme endişesiyle bu adımı atmakta tereddüt ediyor. Özellikle ikinci kuşak temsilcisi olan 50 yaş üzeri iş insanları, çocuklarının şirketi devralması için ikna sürecinde zorlanıyor. Birçok genç, aile işine dönmek yerine teknoloji girişimciliği veya uluslararası şirketlerde çalışmayı tercih ediyor. Bu da fabrikaların gelecekte kapanma ya da el değiştirme riskini artırıyor. Bursa, Gaziantep, Kayseri, Denizli gibi Anadolu Kaplanları’nın yoğun olduğu şehirlerde, bu sorun giderek daha fazla konuşulur hale geldi.
Ekonomistlere göre, Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol oynayan bu işletmelerin devamlılığı için aile anayasaları oluşturmak, hisse devir planları yapmak ve genç nesli işin içine erken yaşta dahil etmek gerekiyor. Aksi takdirde, ihracat ve istihdam açısından hayati önem taşıyan bu fabrikalar, önümüzdeki 10 yılda ciddi bir dönüşüm sürecinden geçmek zorunda kalacak.