İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD öncülüğünde kurulan küresel siyasi ve ekonomik mimari, 21. yüzyılın çok kutuplu gerçekliği karşısında giderek işlevsizleşiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizmalarıyla kilitlenmesi, Bretton Woods kurumlarının meşruiyet krizini derinleştirmesi ve Washington'ın uluslararası taahhütlerden geri çekilmesi, 'Amerikan çağı'nın kapanmakta olduğu yorumlarını güçlendiriyor. Uzmanlar, mevcut sistemin İsrail-Filistin meselesi başta olmak üzere birçok krizde çözüm üretemediğine dikkat çekiyor.
BM Güvenlik Konseyi'nde Kilitlenme
1945'te kurulan Birleşmiş Milletler, uluslararası barış ve güvenliği sağlama misyonunu yerine getirmekte zorlanıyor. Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin veto yetkisi, özellikle Gazze, Ukrayna ve Sudan gibi krizlerde karar alınmasını bloke ediyor. ABD'nin İsrail'i korumak için defalarca veto hakkını kullanması, örgütün tarafsızlığını sorgulatıyor. Öte yandan Rusya ve Çin'in kendi çıkarları doğrultusunda veto kartını kullanması, konseyi fiili bir felç durumuna sürüklüyor. Bu durum, BM'nin yeniden yapılandırılması çağrılarını her geçen gün artırıyor.
Türkiye dahil birçok ülke, 'Dünya Beş'ten Büyüktür' sloganıyla Güvenlik Konseyi'nin genişletilmesini ve veto hakkının kaldırılmasını talep ediyor. Brezilya, Hindistan, Almanya ve Japonya gibi güçler de daimi üyelik için bastırıyor. Ancak mevcut daimi üyelerin statükoyu koruma eğilimi, reform sürecini tıkıyor.
Batı Merkezli Ekonomik Düzen Sarsılıyor
ABD'nin küresel GSYİH içindeki payı 1960'larda yüzde 40 seviyesindeyken bugün yüzde 25'in altına geriledi. Çin, satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. BRICS ülkeleri, 2024'te genişleyerek İran, Mısır, Etiyopya ve BAE'yi bünyesine kattı. Bu genişleme, Batı’nın ekonomik hakimiyetine alternatif arayışların somutlaştığını gösteriyor. Yeni Kalkınma Bankası ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi kurumlar, Dünya Bankası ve IMF'ye rakip olarak konumlanıyor. Kaldı ki, doların rezerv para statüsü de sorgulanmaya başlandı; Çin ve Rusya, ikili ticarette yerel para birimlerini kullanmayı hızlandırdı.
ABD'nin Küresel Liderlik İddiası Zayıflıyor
Washington'ın dış politika öncelikleri, son yıllarda iç siyasi kutuplaşma ve ekonomik sorunlar nedeniyle daralıyor. Afganistan'dan çekilme, Irak ve Suriye'deki askeri varlığın azaltılması, ABD'nin 'bitmeyen savaşlar'dan uzaklaşma isteğini yansıtıyor. Ancak bu geri çekilme, Çin'in Hint-Pasifik'te, Rusya'nın Avrasya'da ve İran'ın Orta Doğu'da nüfuz alanlarını genişletmesine zemin hazırlıyor. NATO içinde de çatlak sesler yükseliyor; savunma harcamalarındaki adaletsizlik ve stratejik öncelikler konusunda Avrupa başkentleri ile Washington arasında gerilim artıyor.
İsrail Faktörü ve Küresel Koruma Kalkanı
İsrail'in güvenliğini garanti altına almak üzere Batı tarafından inşa edilen siyasi, askeri ve diplomatik mimari, küresel sistemin en tartışmalı unsurlarından biri. ABD'nin askeri yardımları ve BM veto'ları, Tel Aviv'in uluslararası hukuk ihlallerine rağmen cezasız kalmasını sağlıyor. Bu durum, küresel Güney'de ABD karşıtlığını besliyor ve çok taraflı kurumlara duyulan güveni erozyona uğratıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkında çıkardığı tutuklama emirleri, Batı'nın seçici adalet anlayışını gözler önüne seriyor.
Yeni Güç Merkezleri ve Çok Kutupluluk
Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile 150'den fazla ülkede altyapı yatırımları yaparak ekonomik nüfuzunu artırıyor. Rusya, enerji kartını kullanarak Avrupa'yı bölmeye çalışıyor. Hindistan, hem Batı hem Doğu ile dengeli ilişkiler kurarak stratejik özerklik peşinde. Türkiye, jeopolitik konumunu kullanarak bölgesel bir güç merkezi olma iddiasını sürdürüyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılarla yakınlaşarak ABD'ye olan bağımlılıklarını azaltıyor.
Haritalar Yeniden Çiziliyor
Arktik'te eriyen buzullar yeni deniz yolları ve kaynak rekabetini doğuruyor. Afrika'da Rusya ve Çin, Batı'nın geleneksel etkisini kırıyor. Latin Amerika'da sol dalga, ABD hegemonyasına mesafeli duruyor. Orta Doğu'da İran-Suudi yakınlaşması, Çin'in arabuluculuğuyla gerçekleşti. Tüm bu gelişmeler, İkinci Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırların ve kurulan ittifak sistemlerinin çözülmeye başladığını gösteriyor. Yeni bir küresel düzenin ana hatları henüz netleşmiş değil; ancak tek kutuplu dünyanın sona erdiği konusunda geniş bir mutabakat var.
Önümüzdeki dönemde, küresel yönetişim mekanizmalarının çok kutuplu gerçekliği yansıtacak şekilde reforme edilmesi kaçınılmaz görünüyor. Aksi halde BM ve benzeri kurumlar, uluslararası barış ve güvenliği sağlamakta daha da etkisiz kalacak ve bölgesel güçler kendi güvenlik mimarilerini kurma yoluna gidecek. Bu geçiş süreci, beraberinde ciddi istikrarsızlık riskleri taşıyor.