Almanya, Soğuk Savaş sonrası dönemde ekonomik gücünü ve siyasi istikrarını, merkezinde Angela Merkel'in uzun şansölyeliğinin bulunduğu bir üçgen şemsiyeye borçluydu. Bu şemsiyenin ayakları; ABD'nin sağladığı güvenlik garantisi, Rusya'dan ucuz doğalgaz ve Çin'in sunduğu geniş ihracat pazarıydı. Ancak 2020'lerin başında bu üç ayak da sarsılmaya başladı. Ukrayna savaşı, ABD-Çin rekabeti ve enerji krizi, Berlin'in alıştığı denklemleri geçersiz kıldı. Almanya, bir yandan sanayi rekabet gücünü korumaya çalışırken diğer yandan yeni bir dış politika ve ekonomi stratejisi inşa etmek zorunda.
Üçgen Şemsiyenin Çöküşü
Merkel döneminin ekonomi modeli, üç temel direk üzerine kuruluydu: ABD liderliğindeki NATO şemsiyesi altında savunma harcamalarını düşük tutmak, Rusya'dan boru hatlarıyla (Kuzey Akım 1 ve 2) gelen ucuz enerjiyle sanayiyi beslemek ve Çin'e otomobil, makine ve kimya ürünleri satarak ticaret fazlası vermek. Bu model, Almanya'yı Avrupa'nın en büyük ekonomisi yaparken aynı zamanda siyasi olarak da istikrarlı kıldı. Ne var ki 2014 Kırım ilhakı ve ardından 2022'de başlayan Ukrayna savaşı, Rus gazına olan bağımlılığın bir anda sona ermesine yol açtı. Kuzey Akım boru hatları kullanılamaz hale geldi ve Almanya, enerji fiyatlarında büyük bir şok yaşadı.
ABD tarafında ise Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde başlayan ve Joe Biden döneminde de devam eden savunma harcamalarına ilişkin baskılar, Almanya'yı NATO taahhütlerini yerine getirmeye zorladı. 2022'de ilan edilen 100 milyar euroluk savunma fonu, Alman ordusunun modernizasyonu için atılan adımlardan biriydi. Ancak bu, ABD ile ilişkilerde bir güven bunalımını da beraberinde getirdi.
Çin cephesinde ise tablo daha karmaşık. Almanya'nın en büyük ticaret ortağı olan Çin, aynı zamanda sistemik bir rakip olarak görülmeye başlandı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un 2022'de Çin'e yaptığı ziyaret, bu ikilemi yansıtıyordu: ekonomik çıkarlar ile siyasi değerler arasında denge kurmak giderek zorlaşıyor.
Yeni Dengeler Arayışı
Almanya şimdi üçgen şemsiyenin yerine ne koyacağını arıyor. Enerji dönüşümü hızlandırıldı; yenilenebilir enerjiye yatırım artırıldı ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri kuruldu. Savunma alanında Avrupa içi işbirliği güçlendiriliyor; Fransa ile ortak projeler ve Avrupa Savunma Fonu öne çıkıyor. Ticarette ise çeşitlendirme politikası izleniyor: Asya'da Japonya, Güney Kore ve ASEAN ülkeleriyle ilişkiler derinleştirilirken, Afrika ve Latin Amerika'ya yönelik yeni açılımlar gündemde.
Ancak bu geçiş dönemi sancılı. Alman sanayisi yüksek enerji maliyetleri ve artan faizlerle boğuşuyor. Otomotiv sektörü elektrikli araçlara geçişte Çinli rakiplerin gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya. Ayrıca nitelikli iş gücü açığı ve yaşlanan nüfus, uzun vadeli büyüme için tehdit oluşturuyor. Politik olarak da koalisyon hükümeti içinde farklı sesler çıkıyor; Yeşiller ve Hür Demokratlar arasında ekonomi politikaları konusunda görüş ayrılıkları var.
Almanya'nın yeni dönemdeki en büyük sınavı, ekonomik refahını korurken jeopolitik riskleri yönetmek olacak. Üçgen şemsiyenin sağladığı konforlu dönem geride kaldı. Berlin, artık daha aktif, daha çok yönlü ve daha fazla sorumluluk alan bir dış politika izlemek zorunda. Bu değişim, sadece Almanya için değil, tüm Avrupa için belirleyici olacak.