İzmir'in Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren gemi söküm tesislerine yönelik Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde yaşanan tartışmalar, Türkiye Gemi Geri Dönüşüm İzleme Koordinasyonu'nun (TGGİK) tepkisine yol açtı. Yıllardır süren "ÇED muafiyeti" uygulamasına son verileceği iddiasıyla başlatılan süreç, meslek odaları ve çevre örgütleri tarafından "hukuksuzluğa kılıf" olarak nitelendiriliyor.
ÇED muafiyeti ve hukuksuzluk iddiaları
Aliağa'daki gemi söküm tesisleri, uzun yıllardır ÇED muafiyeti kapsamında faaliyet gösteriyor. Bu muafiyet, tesislerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesini engelleyerek çevre ve halk sağlığı açısından risk oluşturuyor. TGGİK, sürecin başlatılmasını olumlu karşılarken, mevcut durumun bir "kılıf" olduğunu belirtiyor. Koordinasyon, yapılan halkın katılım toplantılarının yeterli olmadığını ve sürecin şeffaf yürütülmediğini savunuyor.
Meslek odaları ve çevre örgütlerinden tepki
İzmir Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve diğer meslek örgütleri, Aliağa'daki gemi söküm faaliyetlerinin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararlara dikkat çekiyor. Özellikle asbest, ağır metaller ve diğer toksik maddelerin kontrolsüz bir şekilde doğaya salındığı belirtiliyor. Çevre örgütleri, hükümetin bu konuda samimi bir adım atması gerektiğini, aksi takdirde halk sağlığının tehdit altında olduğunu vurguluyor.
Sürecin arka planı ve bağlam
Aliağa, Türkiye'nin en büyük gemi geri dönüşüm merkezi konumunda. Her yıl yüzlerce gemi bu tesislerde sökülüyor. Ancak, çevresel denetim eksikliği ve denetimsizlik, bölgeyi bir çevre felaketine dönüştürüyor. Daha önce de benzer iddialar gündeme gelmiş, ancak somut adımlar atılmamıştı. TGGİK, bu kez sürecin takipçisi olacağını ve gerekli hukuki başvuruları yapacağını açıkladı. Konuyla ilgili olarak yetkililerden henüz bir açıklama gelmedi.
Bu gelişmeler, Türkiye'de çevre politikalarının uygulanmasındaki zafiyetleri bir kez daha gözler önüne seriyor. Aliağa'daki gemi söküm tesislerinin ÇED sürecine tabi tutulması elbette olumlu bir adım, ancak sürecin şeffaf, katılımcı ve bilimsel temellere dayanması gerekiyor. Aksi takdirde, bu girişim mevcut hukuksuzluğu meşrulaştırmaktan öteye gidemeyebilir. Kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki duyarlılığı, çevrenin korunması açısından büyük önem taşıyor.