Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yayımladığı son veriler, Türkiye'de sosyal yardıma muhtaç yurttaş sayısının 17 milyonu aştığını ortaya koydu. AKP'nin 22 yıllık iktidarında sosyal yardımlar rekor seviyelere ulaşırken, uzmanlar bu durumun sosyal devlet anlayışından uzaklaşıldığını ve hak temelli güvence yerine cüzi nakdi transferlere dayalı bir bağımlılık sistemi oluşturulduğunu belirtiyor. Özellikle çocuk yoksulluğunda Türkiye, OECD ülkeleri arasında en kötü performans gösteren ülkelerden biri haline geldi.
Sosyal yardımların boyutu
Bakanlık verilerine göre 2024 yılı itibarıyla düzenli sosyal yardım alan hane sayısı 4.5 milyonu, yararlanan birey sayısı ise 17.2 milyonu buldu. Bu rakam, Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor. AKP'nin ilk yıllarında 5 milyon civarında olan muhtaç sayısı, 2010'lu yıllardan itibaren hızla artarak önce 10 milyonu, ardından 2020'de 14 milyonu aşmıştı. Pandemi döneminde uygulanan ek yardımlar ve artan enflasyonla birlikte bu sayı 17 milyon sınırına dayandı.
En fazla yardım yapılan kalemler arasında evde bakım yardımı, engelli maaşı, sosyal yardım programı kapsamında verilen eğitim yardımları, elektrik tüketim desteği ve doğal gaz yardımı yer alıyor. Ancak bu yardımların miktarı, asgari ücretin altında kalırken, yoksulluk sınırının giderek altında kaldığı ifade ediliyor.
Çocuk yoksulluğu alarm veriyor
Verilerde en dikkat çekici bölümlerden biri çocuk yoksulluğu. Türkiye'de 18 yaş altı nüfusun yüzde 34'ü, yani her üç çocuktan biri, yoksulluk içinde yaşıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 12'nin yaklaşık üç katı. Avrupa Birliği ülkelerinde çocuk yoksulluğu oranı yüzde 20'nin altında seyrederken Türkiye bu alanda Meksika ve Şili gibi ülkelerle yarışıyor. Uzmanlar, çocuk yoksulluğunun eğitim, sağlık ve gelecek fırsatları açısından kalıcı hasarlara yol açtığını vurguluyor.
Bağımlılık sistemi eleştirisi
Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları, AKP iktidarının sosyal politikalarını sert bir dille eleştiriyor. CHP'li sosyal politikalardan sorumlu genel başkan yardımcısı yaptığı açıklamada, "AKP, sosyal devleti evrensel hak temelli güvenceden cüzi nakdi transferlere dayalı bir bağımlılık sistemine dönüştürdü. Vatandaşlara düzenli iş ve gelir sağlamak yerine, onları sadaka mantığıyla avutuyorlar" dedi. İYİ Parti'nin sosyal politikalardan sorumlu kurmayları da benzer eleştiriler yaparak, yardımların miktarının yetersiz olduğunu ve enflasyon karşısında eridiğini belirtti.
Öte yandan hükümet yetkilileri, sosyal yardımların hedef odaklı ve ihtiyaç sahiplerine ulaştığını savunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, "Türkiye, sosyal yardım alanında dünyaya örnek olacak bir sistem kurdu. Kimsenin aç ve açıkta kalmaması için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz" ifadelerini kullandı. Ancak enflasyonun yüzde 50'lerde olduğu bir ortamda yardım miktarlarının artırılmaması, eleştirilerin odağında.
Ekonomik kriz ve yoksulluk sarmalı
Türkiye'de yoksulluğun derinleşmesinde ekonominin kırılgan yapısı ve yüksek enflasyonun belirleyici rolü büyük. 2021'den bu yana TL'nin değer kaybı ve hayat pahalılığı, dar gelirli vatandaşları alım gücü düşük bir yaşama mahkum etti. Açlık sınırı 20 bin TL'yi aşarken, asgari ücret 17 bin TL'de kaldı. Bu çelişki, çalışan yoksul sayısını artırdı. TÜİK verilerine göre 2023'te yoksulluk oranı yüzde 15,5'e yükselirken, 2024'te bu oranın daha da artması bekleniyor.
Dünya Bankası'nın en son Türkiye raporunda, "sosyal koruma harcamalarının GSYH'ye oranının artırılması ve hak temelli bir sisteme geçilmesi" önerilirken, hükümetin bu tavsiyelere uymadığı görülüyor. Sosyal yardımların toplam bütçe içindeki payı son yıllarda yüzde 1,5-2 arasında seyrederken, AKP'nin ilk yıllarında bu oran yüzde 1'in altındaydı.
Sonuç olarak, Türkiye'de sosyal yardımların rekor kırması, yoksulluğun ne denli yaygınlaştığının bir göstergesi. Uzmanlar, mevcut yardım sisteminin kalıcı çözümler üretmekten uzak olduğunu, yapısal reformlar ve istihdam odaklı politikalar olmadan yoksulluğun azaltılamayacağını belirtiyor. Sosyal devlet ilkesinin yeniden inşa edilmesi gerektiği vurgulanıyor.