Türkiye, bir zamanlar savaş cerrahisi alanında dünya çapında bir marka olarak anılıyordu. Ancak AKP hükümetinin son yıllarda uyguladığı sağlık politikaları ve yönetim anlayışı, bu itibarın ciddi şekilde zedelenmesine yol açtı. Sosyal medyada yayılan görüntüler, Suriye ve Libya gibi savaş bölgelerinde görev yapan Türk sağlık ekiplerinin karşılaştığı zorlukları ve sağlık sistemindeki çöküntüyü gözler önüne seriyor. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası sağlık diplomasisindeki gücünü kaybetmeye başladığının bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Savaş Cerrahisindeki Efsanevi Geçmiş
Türkiye, özellikle 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı sırasında, insani yardım ve savaş cerrahisi alanında önemli bir deneyim kazanmıştı. Sınır ötesi operasyonlarla yaralı Suriyelilere kapılarını açan Türkiye, kurduğu seyyar hastaneler ve uzman ekipleriyle dünyanın takdirini toplamıştı. Bu dönemde Türk cerrahların başarıları uluslararası tıp literatürüne bile girmiş, Türkiye adeta bir 'savaş cerrahisi okulu' haline gelmişti. 2013-2016 yılları arasında Türkiye'nin sınır bölgelerinde kurduğu sahra hastanelerinde on binlerce savaş mağduru tedavi edilmiş, bu çaba birçok ülkeye örnek gösterilmişti.
AKP Politikalarının Etkisi
Ancak AKP hükümetinin özellikle son dönemde izlediği sağlık politikaları ve ekonomik kriz, bu alandaki kazanımları erozyona uğrattı. Sağlık Bakanlığı bütçesindeki kısıntılar, sağlık çalışanlarının artan göçü ve özel hastanelerin rant odaklı yapılanması, savaş cerrahisi konusundaki uzmanlığın kaybolmasına neden oldu. Bunun yanı sıra, hekimlerin düşük maaşlar ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle yurt dışına göç etmesi, alanında yetişmiş cerrahların sayısını önemli ölçüde azalttı. Örneğin, 2020-2023 yılları arasında yaklaşık 5 bin uzman hekimin Türkiye'den ayrıldığı bildiriliyor. Bu durum, savaş cerrahisi gibi kritik bir alanda derinleşen insan kaynağı açığına yol açtı.
Sosyal Medyada Gündem Olan Görüntüler
Son günlerde sosyal medyada yayılan görüntüler, savaş bölgelerinde görev yapan Türk sağlık ekiplerinin yetersiz malzeme ve altyapı ile mücadele etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığı'nın bu görüntülere cevabı yetersiz kalırken, muhalefet partileri hükümeti, sağlık sistemini çökertmekle suçluyor. Ana muhalefet partisi CHP'nin milletvekilleri, yaptığı açıklamalarda, sağlık alanındaki bu erozyonun ulusal güvenlik meselesi olduğunu ve acil önlemler alınması gerektiğini vurguluyor. Konu hakkında Sağlık Bakanı ile görüşme talepleri ise henüz sonuçsuz kalmış durumda.
Uluslararası Prestij Kaybı
Türkiye'nin savaş cerrahisindeki dünya markası imajı, yalnızca sağlık politikaları nedeniyle değil, aynı zamanda dış politikada yaşanan yalnızlaşma sonucunda da zedeleniyor. Bir zamanlar Türkiye'nin insani yardımlarını yücelten uluslararası kuruluşlar, bugün sağlık alanındaki gerilemeyi eleştiren raporlar yayımlar hale geldi. Örneğin, Dünya Sağlık Örgütü verileri, Türkiye'nin sağlık harcamalarının GSYH'ye oranının 2015'te %5.1 iken 2023'te %4.3'e düştüğünü gösteriyor. Bu düşüş, savaş cerrahisi gibi yoğun kaynak gerektiren alanlarda doğrudan etkisini gösteriyor.
Bağımsız Değerlendirme
AKP hükümetinin sağlık alanındaki dönüşümü, kısa vadeli popülist adımlarla süslenmiş olsa da uzun vadede Türkiye'nin bilgi birikimi ve insan kaynağı açısından kan kaybına neden olmuştur. Savaş cerrahisinde dünya markası olmak, yalnızca teknoloji ve ekipmanla değil, aynı zamanda özgür ve güvenceli çalışan uzmanlar, güçlü bir akademik altyapı ve sürdürülebilir sağlık politikaları ile mümkündür. Türkiye'nin bu alandaki itibarını yeniden kazanması, ancak sağlık sisteminin kökten reforme edilmesi ve sağlık çalışanlarının hak ettikleri değeri görmesiyle gerçekleşebilir. Aksi takdirde, bu alandaki prestij kaybı sadece sınırlarımızı değil, küresel insani diplomasideki yerimizi de olumsuz etkilemeye devam edecektir.