AK Parti, kuruluşunun 25. yıl dönümünü kutlarken, Türk siyasi tarihinde derin izler bırakan bir yolculuğun da muhasebesi yapılıyor. 2001 yılında ekonomik krizin gölgesinde kurulan ve ilk seçimlerinde tek başına iktidara gelen parti, geçen çeyrek asırda Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümünde belirleyici bir rol oynadı. Bu süre zarfında devletin kurumsal kapasitesi güçlendi, toplumsal refah arttı ve ülke küresel ölçekte daha iddialı bir konuma yükseldi. Ancak bu başarı hikayesi, kendi içinde çelişkileri ve eleştirileri de barındırıyor.
Kuruluştan İktidara: Yeni Bir Siyasi Dil
AK Parti, 14 Ağustos 2001'de Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, merkez sağın birikimini ve demokratik muhafazakarlık anlayışını sentezleyerek kuruldu. Kuruluş bildirgesinde; yolsuzlukla mücadele, ekonomik istikrar, AB üyelik hedefi ve toplumsal uzlaşı vurguları öne çıkıyordu. 2002 genel seçimlerinde yüzde 34.3 oy alan parti, 363 milletvekiliyle mecliste ezici çoğunluğu elde etti. Bu zafer, 28 Şubat sürecinin gölgesinde siyasetin yeniden normalleşmesi olarak yorumlandı. Özellikle ilk yıllarda gerçekleştirilen reformlar; kamu yönetiminde şeffaflık, sosyal güvenlikte kapsayıcılık ve ekonomide istikrar arayışı, partinin 'yeni Türkiye' söyleminin temel taşlarını oluşturdu.
Ekonomi alanında atılan adımlar, 2001 krizinin yaralarını sararken, enflasyonu tek haneye indirdi ve faizleri kontrol altına aldı. Sağlıkta dönüşüm programıyla hastanelerdeki hasta memnuniyeti artarken, eğitimde okullaşma oranları yükseldi. Altyapı yatırımları; bölünmüş yollar, hızlı tren hatları ve havalimanlarıyla ülkenin dört bir yanını birbirine bağladı. Bu icraatlar, AK Parti'nin özellikle Anadolu'daki orta sınıf ve muhafazakar kesimler nezdinde güçlü bir karşılık bulmasını sağladı.
Siyasi Dönüşüm ve Yeni Türkiye Vizyonu
AK Parti'nin iktidarda kaldığı süre boyunca, Türkiye'nin iç siyasetinde köklü değişimler yaşandı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte yürütmenin güçlendirilmesi, siyasi istikrarın kalıcı hale getirilmesi hedefini taşıyordu. Ancak bu süreç, muhalefet tarafından demokratik denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması olarak eleştirildi. 2016'daki darbe girişimi, partinin güvenlik anlayışını sertleştirdi ve OHAL sürecinde alınan kararlar, toplumda geniş yankı buldu. Bu dönemdeki bazı uygulamalar, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de gerilimlere yol açtı.
Yine de AK Parti, her seçimde farklı kitlelere ulaşarak tabanını genişletmeyi başardı. Sosyal yardımlar, engelli vatandaşlara yönelik destekler ve gençlere yönelik eğitim bursları gibi uygulamalar, toplumsal dayanışmayı artırdı. Kadın istihdamını teşvik eden politikalar ve kadın erkek eşitliği konusundaki bazı adımlar da dikkat çeken düzenlemeler arasında yer aldı. Parti, muhafazakar kimliğinin yanında yerel yönetimlerdeki yenilikçi projelerle de kendini güncelledi.
Güçlenmiş Devlet, Kalkınmış Toplum Dengesi
AK Parti'nin ilk çeyrek asırda en önemli mirası, şüphesiz Türkiye'nin uluslararası alanda daha görünür hale gelmesi oldu. Dış politikada çok yönlü bir yaklaşımla, Afrika'dan Orta Asya'ya açılım gerçekleştirildi. İnsansız hava araçları ve savunma sanayindeki atılımlar, Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığını pekiştirdi. Aynı zamanda, müzakereci kimliğiyle bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenmeye çalıştı. Ne var ki, bu güçlenme sürecinde toplumsal kutuplaşma belirgin şekilde arttı; medya üzerindeki baskılar ve adli süreçlerdeki tartışmalar, demokratik standartlar konusunda soru işaretleri oluşturdu.
Sonuç olarak, AK Parti'nin 25 yılı, Türkiye'nin modernleşme tarihinde bir dönüm noktasıdır. Devletin imkanlarıyla toplumun kesiştiği bu süreç, ekonomik kalkınma ve altyapı hamleleriyle anılmayı hak ediyor. Ancak artan kutuplaşma ve demokrasi açıkları, partinin önümüzdeki dönemde yüzleşmesi gereken temel sorunlar olarak öne çıkıyor. AK Parti'nin 'güçlenmiş devlet' ve 'kalkınmış toplum' hedefini sürdürebilmesi, bu alanlardaki dengeyi aynı ölçüde gözetmesine bağlı. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında partinin atacağı adımlar, sadece Türkiye'nin değil, bölgenin de geleceğini etkileyecek gibi görünüyor.