“Bir şey hakkında hüküm vermek, onu tasavvur etmenin fer’idir” kaidesi, İslam düşünce geleneğinde ve genel mantıkta sıkça vurgulanan bir ilkedir. Bu ilke, bir konuda sağlıklı bir yargıya varabilmek için öncelikle o konunun zihinde doğru bir şekilde canlandırılması gerektiğini ifade eder. Günümüzde, özellikle siyaset, ekonomi ve toplumsal olaylar hakkında yapılan tartışmalarda bu kaidenin göz ardı edilmesi, ihtilafların derinleşmesine ve kutuplaşmanın artmasına neden oluyor. Peki, ahir zaman olarak nitelendirilen bu dönemde, hüküm verme aceleciliği nasıl bir sonuç doğuruyor?
Tasavvur Nedir, Hüküm Verme Sürecinde Neden Önemlidir?
Tasavvur, bir şeyin zihinde algılanış biçimi, kavramsal çerçevesidir. Bir konuyu tasavvur etmek, onun ne olduğunu, sınırlarını, bağlamını ve diğer unsurlarla ilişkisini anlamayı gerektirir. Hüküm vermek ise bu tasavvurun üzerine inşa edilen bir yargıdır. Eğer tasavvur eksik, çarpık veya önyargılı ise, verilen hüküm de kaçınılmaz olarak hatalı olacaktır. Örneğin, bir siyasi partinin ekonomi politikasını eleştiren bir kişi, önce o politikayı doğru anlamalı, sonra eleştirisini yöneltmelidir. Aksi halde, “bilmediği bir şey hakkında konuşmak” durumuna düşer ki bu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ciddi yanılgılara yol açar.
Günümüzde sosyal medya ve hızlı haber döngüsü, bu süreci tersine çevirmiş durumda. İnsanlar, bir olayı tam olarak anlamadan, hatta bazen olayın ne olduğunu bile bilmeden, anında hüküm verebiliyor. Bu durum, “ahir zaman halleri” olarak nitelendirilen bir ahlaki ve entelektüel çöküşün göstergesi olarak yorumlanıyor. Bilgi kirliliği, dezenformasyon ve algoritmik balonlar, tasavvur aşamasını atlayarak doğrudan hükme gitmeyi teşvik ediyor.
Siyasette ve Gündelik Hayatta İhtilafların Kaynağı
Siyasi tartışmalar, bu kaidenin ihlal edildiği en görünür alanlardan biri. Bir yasa tasarısı, bir uluslararası anlaşma veya bir ekonomik karar hakkında konuşan birçok kişi, o kararın ne anlama geldiğini, kimleri etkilediğini, alternatif maliyetlerini ve uzun vadeli sonuçlarını bilmeden fikir beyan ediyor. Bu da siyasi partiler arasında ve toplum kesimleri arasında yapıcı diyaloğu imkânsız hale getiriyor. İhtilaflar, fikir ayrılığından değil, aynı şeyden farklı şeyler anlamaktan kaynaklanıyor.
Örneğin, ekonomik bir kriz döneminde hükümetin aldığı bir karar, bir kesim tarafından “piyasaya müdahale” olarak tasavvur edilirken, başka bir kesim tarafından “zorunlu bir düzenleme” olarak algılanabiliyor. Her iki taraf da aynı olguyu farklı tasavvur ettiği için, aynı hükme varmaları mümkün olmuyor. Bu noktada, “tasavvur birliği” sağlanmadan “hüküm birliği” beklemek naif bir yaklaşım olur.
Aynı durum, gündelik hayatta da geçerli. Aile içi ilişkilerden iş yerindeki anlaşmazlıklara kadar pek çok sorun, karşı tarafın ne söylediğini değil, ne kastettiğini anlamamaktan kaynaklanıyor. İnsanlar, karşılarındaki kişinin düşüncesini doğru tasavvur etmeden, ona bir etiket yapıştırıp hüküm veriyor. Bu da iletişimi koparıyor, güveni zedeliyor.
Ahir Zaman Halleri: Hızlı Hüküm, Yüzeysel Tasavvur
“Ahir zaman” kavramı, sadece dini bir terim olmanın ötesinde, toplumsal bir çözülmeyi de işaret eder. Bu dönemde, insanların bilgiye erişimi artmış gibi görünse de, bilgiyi işleme, anlama ve derinlemesine kavrama yetisi azalmıştır. Herkesin her konuda bir fikri var, ancak bu fikirlerin çoğu yüzeysel tasavvurlara dayanıyor. Bu durum, “cahil cesareti” olarak da nitelendirilebilecek bir özgüven patlamasına yol açıyor.
Ahir zaman hallerinin bir diğer tezahürü, insanların kendi görüşlerini mutlak doğru olarak kabul edip, karşıt görüşleri hiç dinlemeden reddetmesidir. Bu, tasavvur aşamasının tamamen atlanması anlamına gelir. Oysa sağlıklı bir hüküm, ancak farklı tasavvurları anlamak, sentezlemek ve eleştirel bir süzgeçten geçirmekle mümkündür. Bu yapılmadığında, toplumda “ötekileştirme” ve “kutuplaşma” kaçınılmaz hale gelir.
Pandemi döneminde yaşanan tartışmalar, bu duruma somut bir örnektir. Aşı karşıtlığından maske kullanımına kadar pek çok konuda, bilimsel veriler farklı şekillerde tasavvur edildi ve herkes kendi tasavvuruna göre hüküm verdi. Sonuç, toplumsal bir kaos ve güven kaybı oldu. Bu da gösteriyor ki, tasavvur birliği olmadan, ortak bir hükme varmak neredeyse imkânsızdır.
Çözüm: Tasavvuru İnşa Etmek ve Empati Geliştirmek
Bu kaideden çıkarılacak ders, hüküm vermeden önce tasavvuru inşa etmeye özen göstermektir. Bu, her şeyden önce bir entelektüel disiplin gerektirir. Bir konuyu araştırmak, farklı kaynaklardan okumak, karşıt görüşleri dinlemek ve anlamaya çalışmak, sağlıklı bir tasavvurun ön koşuludur. Ayrıca empati, yani karşı tarafın penceresinden bakabilme becerisi, tasavvuru zenginleştirir.
Siyasette ve medyada da bu ilkeye uyulması elzemdir. Haberlerin doğru ve bağlamıyla sunulması, yorumların ise “tasavvur” aşamasını atlamadan yapılması gerekir. Aksi halde, toplumun bilgiyle olan ilişkisi daha da bozulur ve “ahir zaman halleri” dediğimiz yozlaşma derinleşir.
Sonuç olarak, “bir şey hakkında hüküm vermek, onu tasavvur etmenin fer’idir” kaidesi, bugün her zamankinden daha fazla hatırlanması gereken bir ilkedir. Hızlı tüketim çağında, yavaş düşünmeyi, anlamayı ve empati kurmayı öğrenmek, hem bireysel hem de toplumsal huzurun anahtarıdır. Ahir zaman hallerinden çıkışın yolu, tasavvuru ihmal etmeden, sağlam bir zeminde hüküm vermekten geçiyor.