ABD yönetimi, Küba'ya uyguladığı ekonomik yaptırımları yoğunlaştırdığı bir dönemde, adada olası bir yönetim değişikliğine hazırlık yapıyor. Washington'un, Havana'da rejim değişikliği yaşanması halinde kendisiyle işbirliği yapabilecek isimleri tespit etmeye çalıştığı öne sürülüyor. Bu arayış, ABD'nin Küba'da uzun süredir desteklediği muhalefet figürlerinin yanı sıra, mevcut rejim içinde yer alan ve Washington'la diyaloga açık olabilecek isimleri de kapsıyor.
Yaptırımların Gölgesinde Siyasi Arayış
ABD'nin Küba'ya yönelik politikası, Soğuk Savaş döneminden bu yana sert yaptırımlarla şekillendi. 1962'de başlatılan ekonomik ambargo, Trump yönetimi döneminde daha da sıkılaştırıldı. Biden yönetimi ise bu politikayı büyük ölçüde sürdürürken, Küba'da yaşanan ekonomik kriz ve gösteriler, Washington'un dikkatini yeniden adaya çekti. Uzmanlara göre, ABD yönetimi içinde, Küba'da rejim değişikliği olasılığına karşı hazırlıklı olmak isteyen bir grup, potansiyel lider adaylarını inceliyor. Bu kapsamda, Küba'da muhalefetin yanı sıra, ordu içinde reformist olarak nitelendirilen subaylar ve teknokratlar da değerlendiriliyor.
Küba'da 2021 yılında yaşanan büyük protestolar, rejimin en ciddi meydan okumalardan biriyle karşı karşıya olduğunu göstermişti. Protestoların ardından bazı muhalifler tutuklanırken, bazıları da ABD'ye iltica etmişti. Washington, bu muhaliflere destek vermekle birlikte, yeni bir isim üzerinde konsensüs sağlanabilmiş değil. Araştırmacılar, ABD'nin geçmişte Küba'da rejim değişikliği için işbirliği yaptığı isimlerin başarısız olduğunu, bu nedenle yeni bir strateji izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Geçmiş Deneyimler ve Gelecek Senaryolar
ABD'nin Küba'da rejim değişikliği girişimleri, tarihsel olarak pek çok kez başarısızlıkla sonuçlandı. 1961'deki Domuzlar Körfezi Çıkarması, bu girişimlerin en bilinen örneği olarak hafızalarda yer etti. Daha yakın geçmişte ise Obama döneminde başlatılan normalleşme süreci, Trump döneminde sekteye uğradı. Küba'da Fidel Castro'nun ölümünden sonra Raul Castro'nun 2018'de devlet başkanlığını Miguel Diaz-Canel'e devretmesi, adada yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanmıştı. Ancak Diaz-Canel'in Washington'la ilişkilerde olumlu bir adım atmaması, ABD'nin yaptırımları sürdürmesine neden oldu.
Küba'da son yıllarda yaşanan ekonomik kriz, gıda ve ilaç kıtlığı, halkın rejime olan güvenini sarsmış durumda. Bu koşulların, rejimin geleceğine dair senaryoları güçlendirdiği belirtiliyor. ABD'li yetkililer, Küba'da barışçıl bir geçişin sağlanması için hazırlık yapmanın önemine işaret ediyor. Ancak bu süreçte, Küba'nın egemenliğine saygı gösterilmesi ve dış müdahalenin tepki çekebileceği de göz ardı edilmiyor.
Bağımsız Değerlendirme
ABD'nin Küba'da yeni bir ‘Rodriguez’ arayışı, Washington'un Latin Amerika politikasında geleneksel olarak benimsediği rejim değişikliği refleksinin yeni bir örneği olarak görülebilir. Ancak bugüne kadar bu tür arayışların başarısız olduğu gerçeği, bu kez farklı bir sonuç alınmayacağı anlamına gelmiyor. Küba'nın iç dinamikleri, dış müdahale olmaksızın kendi yolunu çizebilir. ABD'nin bu arayışı, adada istikrarın sağlanmasına katkı sunmaktan ziyade, tansiyonu artırma riski taşıyor. Bölgedeki dengeler göz önüne alındığında, ABD'nin Küba politikasının başarıya ulaşması için, geçmişteki hatalardan ders çıkarması ve Havana ile yapıcı diyalog kurması daha akılcı bir yaklaşım olacaktır. Ancak mevcut görünüm, iki ülke arasındaki ilişkilerin yakın zamanda normalleşmeyeceğini gösteriyor.