ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerin dışişleri bakanlarına Washington'ın İran'a yönelik stratejisinde köklü bir değişikliğe gittiğini bildirdi. Rubio, diplomatik kaynaklara göre, askeri saldırıların yerine ekonomik baskı ve deniz ablukasının ön plana çıkarılacağını, bu yeni yaklaşımın Tahran yönetimini müzakere masasına çekmeyi hedeflediğini söyledi. Karar, uzun süredir ABD'nin İran politikasında belirleyici olan şahin kanadın etkisinin azaldığı yorumlarına yol açtı.
Rubio'nun müttefiklere mesajı
Diplomatik çevrelerden edinilen bilgiye göre Rubio, kapalı bir oturumda müttefik ülke bakanlarına yaptığı sunumda, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı en etkili yolun ekonomik yaptırımların sıkılaştırılması ve İran'ın petrol ihracatını hedef alan deniz ablukası olduğunu vurguladı. Rubio, "Askeri seçenekler her zaman masada, ancak şu an için önceliğimiz, uluslararası toplumun da desteğiyle İran'ı müzakereye zorlayacak baskıyı oluşturmak" dediği iddia edildi. Bu açıklama, ABD Başkanı'nın önceki yönetimlerin aksine daha temkinli bir İran politikası izleyeceği şeklinde yorumlandı.
Ekonomik baskı ve deniz ablukası detayları
Yeni stratejinin temel ayaklarını oluşturan ekonomik baskı ve deniz ablukasına ilişkin bazı ayrıntılar da gündeme geldi. Buna göre ABD, İran'a uygulanan mevcut yaptırımların kapsamını genişletecek, özellikle İran petrolünün ana alıcıları olan Çin ve Hindistan gibi ülkelere yönelik ikincil yaptırım tehdidini artıracak. Ayrıca, Basra Körfezi'nde ve Hürmüz Boğazı'nda seyir güvenliğini gerekçe göstererek, İran'a giden ticari gemilerin denetimlerini sıkılaştıracak. Bu adımların, İran ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturması ve Tahran yönetiminin nükleer müzakerelere dönmesini sağlaması hedefleniyor.
Bölgesel ve küresel tepkiler
Yeni stratejiye ilişkin ilk tepkiler, özellikle İsrail'den geldi. İsrail, uzun süredir ABD'yi İran'a karşı askeri bir seçeneğe zorlamaya çalışıyordu. Bu nedenle yeni politikanın İsrail'de hayal kırıklığı yarattığı belirtiliyor. Buna karşılık, Avrupa Birliği ve bazı Körfez ülkeleri, ekonomik baskı ve diplomasiye ağırlık verilmesinden memnuniyet duyduklarını ifade ettiler. Rusya ve Çin ise, ABD'nin yeni stratejisinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunarak, İran ile ticari ilişkilerini sürdüreceklerini açıkladılar. İran tarafından henüz resmi bir açıklama gelmezken, devlet medyası ABD'nin yeni yaklaşımını "ekonomik terörizm" olarak nitelendirdi.
Arka plan: Trump döneminden Biden'a miras
ABD'nin İran politikası, 2018 yılında dönemin Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle sert bir döneme girmişti. Trump yönetimi, "maksimum baskı" politikası çerçevesinde İran'a ağır yaptırımlar uygulamış, bu durum iki ülke arasındaki gerilimi zaman zaman sıcak çatışma eşiğine taşımıştı. 2020 yılında ABD'nin Bağdat'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. Joe Biden yönetimi, göreve gelir gelmez nükleer anlaşmaya geri dönüş sinyali vermiş ancak Viyana'da yürütülen müzakerelerden somut bir sonuç alınamamıştı. Şimdi ise Biden yönetiminin son döneminde bu yeni stratejiyle İran'a yönelik farklı bir yol haritası çizilmesi, önümüzdeki dönemde diplomasiye kapı aralayabilir.
Uzman değerlendirmeleri
Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD'nin bu yeni stratejisini farklı açılardan değerlendiriyor. Bazı uzmanlar, ekonomik baskı ve deniz ablukasının İran'ı müzakereye zorlamak yerine daha da radikalleştirebileceği görüşünde. Buna karşılık, başka bir grup uzman ise askeri seçeneğin şimdilik rafa kalkmasının, bölgede geniş çaplı bir çatışma riskini azalttığını ve diplomasiye alan açtığını belirtiyor. Her durumda, ABD'nin bu yeni politikasının, Orta Doğu'daki güç dengeleri üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. Özellikle İran'ın nükleer programındaki ilerleme ve bölgesel vekil güçler üzerindeki nüfuzu, bu yeni stratejinin başarısını test edecek unsurlar olarak öne çıkıyor.