Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Ürdün, İsrail'in Filistin topraklarındaki hukuk dışı yerleşim politikalarını ortak bir deklarasyonla kınadı. Sekiz ülkenin dışişleri bakanları tarafından yayımlanan ortak bildiri, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler kararları ihlal edilerek sürdürülen yerleşim faaliyetlerinin bölgesel barışı tehdit ettiğini vurguladı. Bildiride, iki devletli çözümün ve 1967 sınırlarına dayanan bağımsız Filistin devletinin kurulmasının tek kalıcı çözüm olduğu belirtildi.
Ortak Deklarasyonun Detayları
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Birleşmiş Milletler bünyesinde yürütülen diplomatik temasların ardından kaleme alınan deklarasyon, İsrail'in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria'da yeni yerleşim birimleri inşa etme ve mevcut yerleşimleri genişletme kararlarını kınadı. Bildiride, bu politikaların Filistin halkının temel haklarını ihlal ettiği, bölgede şiddeti körüklediği ve uluslararası toplumun barış çabalarını baltaladığı ifade edildi. Ayrıca, İsrail'in yerleşim politikalarının uluslararası hukukun açık ihlali olduğu ve bu durumun kabul edilemez olduğu kaydedildi.
Deklarasyonda, üye ülkelerin Filistin halkına siyasi, ekonomik ve insani desteklerini sürdüreceği vurgulanarak, İsrail'in bu tutumunun bölgesel istikrarı tehdit ettiği uyarısında bulunuldu. Ayrıca, uluslararası topluma İsrail üzerindeki baskıyı artırma çağrısı yapıldı ve Filistin davasının adil bir çözüme kavuşturulması için somut adımlar atılması istendi.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Ortak deklarasyon, İsrail'in son dönemde yoğunlaştırdığı yerleşim faaliyetlerine karşı İslam ülkeleri ve Arap dünyasının artan rahatsızlığını yansıtıyor. Özellikle son aylarda Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah mahallesi ve El-Halil'deki yerleşimci şiddeti olayları, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail yerleşimlerini "barışın önündeki en büyük engel" olarak nitelendirmesine rağmen, İsrail'in bu karara rağmen yerleşim politikalarını sürdürmesi tepkilere yol açıyor.
Deklarasyonun yayımlandığı tarihte, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da Filistin davasına verdiği desteği yinelemesi dikkat çekti. Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in işgal politikalarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Türkiye'nin Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğini belirtmişti. Benzer şekilde, Mısır ve Ürdün'ün de Filistin yönetimiyle yakın ilişkileri bulunuyor ve bu ülkelerin ortak bildiriye katılması, bölgesel konsolidasyonun bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı Körfez ülkelerinin İsrail ile normalleşme adımları atmış olmasına rağmen, bu ülkelerin de mevcut bildiriye imza atması, Filistin meselesinin Arap ve İslam dünyası için hala öncelikli konumda olduğunu gösteriyor. Bu durum, İsrail'in bölgedeki izolasyonunu artırabileceği gibi, Filistin yönetiminin uluslararası alanda elini güçlendiriyor.
İsrail tarafından ise henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak İsrail hükümetinin, yerleşim politikalarını "Yahudi halkının tarihi anavatanı" olarak gerekçelendirdiği ve bu tür kınamaları reddettiği biliniyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun, uluslararası baskılara rağmen yerleşimlere devam edeceğini sık sık dile getirdiği hatırlatılıyor.
Uzmanlar, bu sekiz ülkenin ortak deklarasyonunun, İsrail'in Filistin'deki politikalarına karşı uluslararası tepkilerin artarak süreceğine işaret ettiğini belirtiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaklaşan oylamalar ve Uluslararası Adalet Divanı'nın işgalin hukukiliğine ilişkin görüşü, önümüzdeki dönemde önemli bir gündem maddesi haline gelebilir. Filistin yönetimi ise bu tür girişimlerin somut sonuçlara dönüşmesi için uluslararası toplumun daha etkili adımlar atması çağrısında bulunuyor.
Ortak deklarasyonun, bölgesel güç dengelerine ve İsrail-Filistin çatışmasının geleceğine yönelik önemli bir mesaj niteliği taşıdığı değerlendiriliyor. Ancak bu bildirinin, İsrail'in yerleşim politikalarını durdurmada ne kadar etkili olacağı belirsizliğini koruyor. Uluslararası toplumun bu konudaki kararlılığı ve İsrail üzerindeki baskı mekanizmalarının işletilmesi, sürecin seyri açısından belirleyici olacak.