Bugün, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki cunta yönetimi, 12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te radyo ve televizyonlardan yaptığı duyuruyla yönetime el koyduğunu açıkladı. TBMM feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Darbe, ardında 50 idam, sayısız işkence ve ağır insan hakları ihlalleri bıraktı.
Darbenin Bilançosu: İdamlar, İşkenceler ve Kayıplar
12 Eylül darbesi, sadece siyasi partileri kapatmakla kalmadı; toplumun tüm kesimlerine yönelik geniş çaplı bir baskı rejimi kurdu. İnsan Hakları Derneği'nin verilerine göre, darbe döneminde 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi. Bunlardan 517'si idam cezasına çarptırıldı; 50'si infaz edildi. İdam edilenler arasında 17 yaşındaki Erdal Eren, 18 yaşındaki Mustafa Pehlivanoğlu gibi gençler de vardı. Cezaevlerinde işkence, kötü muamele ve yaşam hakkı ihlalleri sistematik hale geldi. 299 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi; 43 kişi ise işkence sonucu hayatını kaybetti. Darbenin ardından 171 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti.
Darbeciler, 1982 Anayasası'nı hazırlayarak kendilerine geniş bir dokunulmazlık zırhı oluşturdu. Kenan Evren ve diğer cunta üyeleri, 1983'te yapılan seçimlerle sivil yönetime geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı ve Devlet Başkanı sıfatıyla görev yapmaya devam etti. 1982 Anayasası'nın geçici 15. maddesi, darbe dönemi kararlarını yargı denetiminden muaf tutuyordu. Bu madde, darbecilerin yargılanmasını engelleyen en önemli hukuki kalkan oldu.
Dokunulmazlığın Kaldırılması ve Yargı Süreci
12 Eylül darbecilerinin anayasal dokunulmazlığı, 12 Eylül 2010'da yapılan referandumla kaldırıldı. Referandumda kabul edilen anayasa değişikliğiyle geçici 15. madde yürürlükten kaldırıldı. Bu gelişme, darbe dönemi sorumlularının yargı önüne çıkarılmasının yolunu açtı. 2011 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek' suçundan iddianame hazırladı. 2012'de başlayan dava, 2014'te sonuçlandı; Evren ve Şahinkaya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Kenan Evren, kararın açıklanmasından kısa süre sonra 9 Mayıs 2015'te 97 yaşında hayatını kaybetti. Tahsin Şahinkaya ise 2015'te cezası kesinleşmeden vefat etti. Böylece 12 Eylül darbecileri, cezalarını çekemeden hayatlarını kaybetti.
Darbenin toplumsal etkileri bugün de sürüyor. 12 Eylül, sadece bir askeri müdahale değil; Türkiye'nin siyasi, sosyal ve kültürel dokusunu derinden etkileyen bir kırılma noktası oldu. Yüz binlerce insanın hayatı alt üst oldu, aileler parçalandı, bir kuşak travma yaşadı. Darbe sonrası dönemde birçok aydın, yazar, sanatçı ve siyasetçi ya yurt dışına kaçmak zorunda kaldı ya da uzun yıllar hapiste kaldı. 12 Eylül'ün gölgesi, Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde uzun yıllar hissedildi.
Hesap Sorma ve Toplumsal Bellek
12 Eylül ile yüzleşme çabaları, yıllar içinde çeşitli platformlarda devam etti. İnsan hakları kuruluşları, mağdur aileleri ve sivil toplum örgütleri, darbenin faillerinin yargılanması ve kayıpların akıbetinin aydınlatılması için mücadele etti. 2010 referandumuyla dokunulmazlığın kaldırılması, bu mücadelenin önemli bir kazanımı oldu. Ancak Evren ve Şahinkaya'nın cezalarını çekmeden ölmesi, adalet arayışını yarım bıraktı. Bugün hâlâ birçok mağdur aile, kayıplarının akıbetini öğrenmeyi ve faillerin hesap vermesini bekliyor.
12 Eylül, Türkiye'nin demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olarak anılmaya devam ediyor. Darbenin 46. yılında, demokrasi ve insan hakları savunucuları, bir daha benzer bir karanlığın yaşanmaması için uyarıda bulunuyor. Askeri darbelerin toplumsal bedeli, 12 Eylül örneğinde olduğu gibi, nesiller boyu silinmeyen izler bırakıyor. Türkiye'nin demokratik kazanımlarını koruması ve geçmişle yüzleşmesi, geleceğe daha sağlam bir demokrasi bırakmanın anahtarı olarak görülüyor.