27 Mayıs 1960 sabahı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık sayfalarından biri açıldı. Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından radyodan okunan bildiriyle seçilmiş hükümet devrildi. Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Yassıada'da kurulan olağanüstü mahkemelerde yargılandı ve idam cezasına çarptırıldı. Darbenin üzerinden 66 yıl geçmesine rağmen, demokrasiye vurulan bu darbe hala hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Yassıada'da kanlı süreç nasıl işledi?
Darbe sonrası Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından yönetime el konuldu. Anayasa askıya alındı, üniversiteler kapatıldı, basın susturuldu. Seçilmiş hükümet üyeleri ve binlerce kişi tutuklanarak Yassıada'da hapsedildi. Yargılamalar 14 Ekim 1960'ta başladı ve yaklaşık 9 ay sürdü. Mahkeme, 15 Eylül 1961'de Menderes, Zorlu ve Polatkan'ı idama mahkum etti. Karar, dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından onaylandı. İdam cezaları 16 ve 17 Eylül 1961'de Yassıada ve İmralı'da infaz edildi.
Darbenin arka planı ve etkileri
27 Mayıs darbesi, Demokrat Parti'nin giderek otoriterleşen yönetimine karşı ordu içindeki bir grubun müdahalesiyle gerçekleşti. Darbe sonrası hazırlanan 1961 Anayasası, daha özgürlükçü bir yapı sunsa da, darbe kültürünün yerleşmesine de zemin hazırladı. Menderes ve arkadaşlarının idamı, toplumda derin yaralar açtı. Bu olay, Türkiye'de darbelerin meşrulaştırılmasına ve siyasi kutuplaşmaların derinleşmesine yol açtı. Bugün bile 27 Mayıs, demokrasi adına utanç verici bir leke olarak hatırlanıyor.