Türk milletinin kaderini değiştiren Büyük Taarruz'un başlangıcından İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşuna kadar geçen süre, Atatürk Araştırmacısı Ahmet Gürel'in kaleminden Cumhuriyet Ege için özel bir değerlendirmeyle ele alındı. Gürel, 26 Ağustos 1922'den 9 Eylül 1922'ye kadar yaşananları, Atatürk'ün askeri dehası ve stratejik kararlılığı çerçevesinde analiz etti.
Büyük Taarruz: Kurtuluşun Dönüm Noktası
Ahmet Gürel, Büyük Taarruz'un Türk Kurtuluş Savaşı'ndaki yerini vurgulayarak, 26 Ağustos gecesi başlayan harekâtın, düşman kuvvetlerinin Anadolu'dan sökülüp atılmasında belirleyici rol oynadığını belirtti. Mustafa Kemal Paşa'nın, 'Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır' talimatıyla ordunun moralini yükselttiğini ve taarruz kararının ne denli cesur bir girişim olduğunu aktardı. Gürel, bu sürecin sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ulusal bağımsızlık mücadelesinin siyasi ve psikolojik bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
Taarruzun ilk günlerinde Afyonkarahisar'da kazanılan başarılar, düşmanın savunma hattını çökertmiş, Türk ordusunun batı yönünde ilerleyişini hızlandırmıştı. Gürel, bu süreçteki lojistik hazırlıkları ve istihbarat çalışmalarını da ayrıntılı biçimde ele alarak, dönemin zor koşullarına rağmen ordunun olağanüstü bir disiplinle hareket ettiğini kaydetti.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Zaferin Perçinlenmesi
30 Ağustos'ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin, Kurtuluş Savaşı'nın en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu vurgulayan Gürel, bu zaferin düşmanı kesin bir bozguna uğrattığını ve ordumuzun İzmir'e uzanan yolun kapılarını araladığını belirtti. Dumlupınar'da kazanılan bu zafer, sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik alanda da etkisini gösterdi; düşmanın mütareke isteğini geciktiren unsurlar ortadan kalktı. Ahmet Gürel'in değerlendirmesine göre, 30 Ağustos, Anadolu'nun düşman işgalinden kesin olarak kurtuluşunun simgesi haline geldi.
Gürel, zaferin ardından ordunun yıldırım hızıyla ilerleyişini, 1 Eylül'de yayımlanan 'Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!' emriyle birleştirerek okurlarına aktardı. Bu emrin, Türk askerinin motivasyonunu daha da artırdığını ve Yunan kuvvetlerinin geri çekilme sırasında yaptığı tahribatın önüne geçilmesi için hızlı hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Yunan ordusunun; Uşak, Eskişehir ve Afyon gibi şehirlerde yakıp yıkarak geri çekilmesi, Türk milletinin hafızasında derin yaralar açmış olsa da, direniş ruhunu güçlendirmiştir.
9 Eylül: İzmir'in Kurtuluşu
9 Eylül gününün, Türk ordusunun İzmir'e girmesiyle sonuçlanan sürecin en coşkulu anı olduğunu belirten Ahmet Gürel, bu tarihin, Anadolu'nun bağımsızlık mücadelesinin sembolü haline geldiğini ifade etti. İzmir'in işgalden kurtuluşu, ülkenin dört bir yanında sevinçle karşılanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ulusal egemenlik vurgusu yeniden güç kazanmıştır. Gürel, bu süreçte halkın ordusuna verdiği desteğin, zaferin kazanılmasındaki en büyük etkenlerden biri olduğunu vurguladı.
İzmir'in kurtuluşunun, sadece Batı Anadolu'nun da ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atılmasında kritik bir rol oynadığını belirten Gürel, Mustafa Kemal Paşa'nın 10 Eylül'de şehre gelişiyle halkın gösterdiği sevgiyi, zaferin bir taçlandırması olarak nitelendirdi. Yaklaşık dört yıl süren işgal döneminin sona ermesi, Türk milletinin bağımsızlık aşkının ve vatan sevgisinin büyük bir zaferle taçlandığını gösterdi. Bu tarihi gün, her yıl büyük bir coşkuyla anılmaya devam ediyor.
Atatürk'ün Liderliği ve Mirası
Ahmet Gürel, Atatürk'ün liderliğini sadece askeri dehasıyla değil, aynı zamanda halkıyla kurduğu güçlü bağ ve ileri görüşlülüğüyle de değerlendirdi. 26 Ağustos'tan 9 Eylül'e uzanan bu süreç, Atatürk'ün stratejik zekâsının ve kararlılığının ülkeyi bağımsızlığa taşıyan en önemli faktör olduğunu gösteriyor. Halkın her zorlukta ona güvenmesi ve ordunun fedakârlıkları, bu zaferin ortak eseri olarak tarihe geçti.
Bugün, bu zaferin yıl dönümlerinde, sadece askeri başarılarımızı değil, aynı zamanda Atatürk'ün kurduğu çağdaş Türkiye vizyonunu da hatırlıyoruz. Ahmet Gürel'in kaleme aldığı bu değerlendirme, genç nesillerin tarih bilincini tazelemesi ve bu büyük mücadelenin önemini kavraması açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Türk milleti, bu zaferle birlikte sadece topraklarını kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda geleceğini de şekillendirmiştir.