İsveç'te yürütülen kapsamlı bir araştırma, 2025 yılında devletler arası çatışmaların sayısının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını ortaya koydu. Uppsala Üniversitesi tarafından hazırlanan rapor, küresel çatışma eğilimlerini analiz ederek, uluslararası gerilimlerin endişe verici bir şekilde arttığına dikkat çekiyor. Araştırmaya göre, 2025 yılı içinde aktif devletler arası çatışma sayısı, 1945'ten bu yana görülmeyen bir seviyeye ulaşmış durumda.
Çatışmaların coğrafi dağılımı
Rapor, çatışmaların özellikle Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerinde yoğunlaştığını belirtiyor. Ukrayna-Rusya savaşı, İsrail-Filistin çatışması ve Çin-Tayvan arasındaki gerilimler, küresel güvenlik dengelerini sarsan başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Afrika Boynuzu ve Sahra Altı Afrika'da da sınır anlaşmazlıkları ve kaynak çatışmaları artış gösteriyor. Uppsala Üniversitesi Çatışma Verileri Programı (UCDP) verilerine göre, 2025'te en az 12 farklı devletler arası çatışma kayıtlara geçerken, bu sayı Soğuk Savaş sonrası dönemin ortalamasının iki katından fazla.
Ekonomik ve insani boyut
Çatışmaların artışı, küresel ekonomiyi de derinden etkiliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, savaşların yol açtığı ekonomik kaybın 2025 yılında 1,5 trilyon doları aşması bekleniyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve tedarik zinciri kesintileri, dünya genelinde enflasyonist baskıları artırıyor. İnsani açıdan ise, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2025 sonu itibarıyla küresel mülteci sayısının 40 milyonu aşacağını tahmin ediyor. Bu rakam, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviye olarak kaydedilecek.
Jeopolitik dengeler ve ittifaklar
Artış gösteren çatışmalar, mevcut jeopolitik ittifakları da zorluyor. NATO'nun genişlemesi, BRICS ülkelerinin artan etkisi ve bölgesel güçler arasındaki rekabet, uluslararası sistemi daha kırılgan hale getiriyor. Uzmanlar, çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin, devletler arası çatışma riskini artırdığını vurguluyor. Öte yandan, diplomasi ve çatışma çözümü mekanizmalarının yetersiz kalması, tarafları askeri seçeneklere yönlendiriyor.
Sonuç olarak, 2025'te devletler arası çatışmaların İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaşması, uluslararası toplum için bir uyarı niteliği taşıyor. Artan gerilimlerin ekonomik ve insani maliyetleri, tüm ülkeleri ortak çözüm arayışına itiyor. Ancak mevcut jeopolitik kutuplaşma, bu çabaların önündeki en büyük engel olarak duruyor.