NATO'nun Ankara'da düzenlenecek zirvesi yaklaşırken, Türkiye'nin ittifaka katılımının 70. yılı ve öncesindeki Zoka dönemi yeniden hatırlanıyor. 1939'da imzalanan Türkiye-İngiltere-Fransa Üçlü İttifakı (Zoka), Ankara'nın Batı güvenlik mimarisine entegrasyonunun ilk adımıydı. 1952'de NATO üyeliğiyle taçlanan bu süreç, Türk dış politikasının eksenini belirledi. Zirve, hem ittifakın geleceği hem de bölgesel güvenlik dinamikleri açısından kritik bir dönemeç olarak görülüyor.
Zoka'dan NATO'ya: Güvenlik Arayışının Evrimi
1939'da, II. Dünya Savaşı'nın arifesinde, Türkiye toprak bütünlüğünü korumak için İngiltere ve Fransa ile Zoka anlaşmasını imzaladı. Bu antlaşma, Türkiye'yi Mihver Devletleri'ne karşı Müttefik saflarına yaklaştırdı. Ancak savaş sonrası dönemde Sovyet tehdidi, Ankara'nın daha kalıcı bir güvenlik şemsiyesi arayışını hızlandırdı. 1947'de Truman Doktrini ve Marshall Planı ile ABD ile ilişkiler derinleşti. Nihayet 1952'de Türkiye, Kore Savaşı'na asker göndererek NATO üyeliğini garantiledi. Bugün ittifakın kilit üyelerinden biri olan Türkiye, Ankara zirvesinde yeni güvenlik konseptlerini tartışmaya hazırlanıyor.
Zirvenin Gündemi: Genişleme ve Caydırıcılık
NATO'nun Ankara toplantısında, İsveç'in katılım süreci, savunma harcamaları ve Doğu kanadının güçlendirilmesi gibi başlıklar öne çıkıyor. Türkiye, Finlandiya ve İsveç'in üyeliğine dair çekincelerini belirli ölçüde aşmış durumda. Ancak terörle mücadele ve silah ambargoları konusundaki hassasiyetleri devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, zirvede Türkiye'nin güney sınırlarındaki tehditlere karşı ittifak dayanışmasının önemini vurgulayacağını belirtiyor. Öte yandan, ABD'nin Doğu Akdeniz'deki angajmanı ve Yunanistan ile yaşanan gerginlikler de masadaki konular arasında.
Gelecek Perspektifi
NATO, Soğuk Savaş sonrası dönüşümünü sürdürürken, Türkiye coğrafi konumu ve askeri kapasitesiyle ittifakın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor. Zoka'dan bugüne uzanan yol, Türkiye'nin Batı ile entegrasyonunun inişli çıkışlı seyrini gösteriyor. Ancak Ankara, kendi ulusal çıkarlarını gözeten pragmatik bir çizgi izliyor. Yaklaşan zirve, ittifak içi dayanışmanın sınanacağı bir platform olacak. Türkiye'nin NATO'daki rolü, sadece bölgesel değil, küresel güvenlik mimarisi açısından da belirleyici olmaya aday.