CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, Sağlık Bakanlığı’nın 2024 yılı verilerine dayanarak, 18 şehir hastanesine sadece dört ayda 57 milyar TL kira ödendiğini açıkladı. Kara, bu miktarın 14 milyon 390 bin emeklinin bayram ikramiyesine denk geldiğini vurgulayarak, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin ciddi soru işaretleri olduğunu ifade etti. TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Kara, "Her bir emekli 4 bin TL bayram ikramiyesi alıyor. 57 milyar TL, tam 14 milyon 390 bin emeklinin bayram ikramiyesine eşit. Bu parayla emeklilere bir defaya mahsus olmak üzere ödeme yapılabilirdi" dedi.
Şehir hastaneleri kira yükü büyüyor
Kara, şehir hastaneleri için yıllık kira bedelinin 2024’te 170 milyar TL’yi aşacağını, 2025’te ise 200 milyar TL’nin üzerine çıkacağını belirtti. "2002’de 142 milyar TL olan Sağlık Bakanlığı bütçesinin tamamı, şimdi neredeyse sadece kiralara gidiyor" diyen Kara, bu durumun sürdürülemez olduğuna dikkat çekti. 2016 yılında yap-işlet-devret modeliyle hayata geçirilen şehir hastanelerinin, kamu-özel ortaklığıyla inşa edildiğini hatırlatan milletvekili, "Sözleşmelerdeki kira artış oranları yüzde 30-40’ları buluyor. Enflasyon karşısında bu oranlar fahiş kiralara yol açıyor" ifadelerini kullandı.
Muhalefet sözleşmelerin yenilenmesini istiyor
CHP’li Kara, hükümeti şehir hastaneleri sözleşmelerini yeniden müzakere etmeye çağırdı. "Özel sektörle yapılan bu anlaşmaların kamu yararına yeniden düzenlenmesi şart. Aksi takdirde her yıl milyarlarca lira kira ödeyeceğiz" dedi. Şehir hastanelerinde hasta memnuniyetinin düşük olduğunu da iddia eden Kara, "Vatandaş randevu bulamıyor, doktorlar ise düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Devasa kiralar ödenirken hizmet kalitesi artmıyor" diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı ise konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak geçmiş dönemlerde yapılan açıklamalarda, şehir hastanelerinin sağladığı modern alt yapı ve teknolojik donanımın maliyeti haklı çıkardığı savunulmuştu. Bakanlık verilerine göre, şehir hastanelerindeki yatak doluluk oranları yüzde 80-90 arasında seyrediyor.
Ekonomik boyutu tartışılan bir model
Şehir hastaneleri projesi, ilk kez 2012 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyuruldu. Proje kapsamında bugüne kadar 18 hastane hizmete açıldı. Toplam 42 bin yatak kapasitesine sahip bu hastanelerin yatırım bedelinin 25 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Kamu-özel ortaklığıyla hayata geçen model, dünyada benzer örneklerde tartışmalara yol açmıştı. Uzmanlar, Türkiye gibi yüksek enflasyonlu ülkelerde, kira artışlarının enflasyonun üzerinde olmasının kamu maliyesi için risk oluşturduğunu belirtiyor.
Öte yandan, emekli bayram ikramiyesi karşılaştırması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Sosyal medyada birçok kullanıcı, "Emekliye 4 bin lira bayram ikramiyesi çok görülürken hastanelere milyarlarca lira kira ödenmesi çelişki" yorumları yaptı. CHP’li Kara da konuşmasında bu adaletsizliğe vurgu yaparak, "Bir tarafta emeklilerin kemer sıkması isteniyor, diğer tarafta şirketlere milyarlarca lira kira ödeniyor" dedi.
Hükümet sözcüleri ise henüz konuya ilişkin bir değerlendirme yapmış değil. Ancak ekonomi yönetiminin, şehir hastanelerinin maliyetlerini kontrol altına almak için bir çalışma başlattığı yönünde kulis bilgileri mevcut. Önümüzdeki dönemde kira artış oranlarının TÜFE’ye endekslenmesi veya sözleşme revizyonları gündeme gelebilir.
Şehir hastanelerinin yarattığı kira yükü, sadece CHP değil, diğer muhalefet partilerinin de eleştiri oklarını hedefinde. İYİ Parti ve HDP de benzer açıklamalarla hükümeti eleştirmişti. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal da daha önce yaptığı açıklamada, "Şehir hastaneleri özel sektör için bir rant kapısı haline geldi" demişti.
Türkiye’nin sağlık harcamaları içinde şehir hastanelerinin payı her geçen yıl artıyor. 2023’te toplam sağlık harcamaları 500 milyar TL’yi aşarken, şehir hastane kiralarının bu harcamalar içindeki oranı yüzde 20’ye yaklaştı. Uzmanlar, bu trendin devam etmesi halinde 2030 yılında her 10 liralık sağlık harcamasının 4 lirasının kiralara gidebileceğini öngörüyor. Bu da kamu sağlık yatırımlarının sürdürülebilirliğini tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor.