17 Ağustos 1999 gecesi saat 03.02'de Marmara Bölgesi, merkez üssü Gölcük olan 7.4 büyüklüğündeki yıkıcı bir depremle sarsıldı. 45 saniye süren sarsıntı, on binlerce can kaybına ve büyük maddi hasara yol açtı. Bu felaket, Türkiye'nin deprem gerçeğini bir kez daha acı bir şekilde hatırlatırken, afet yönetimi ve yapı güvenliği konularında köklü değişikliklerin önünü açtı.
Bir Ülkenin Uyanışı
Marmara Depremi, Türkiye'nin en kalabalık ve sanayileşmiş bölgesinde meydana geldi. Yalova, Kocaeli, Sakarya ve İstanbul'un batı ilçeleri büyük yıkım yaşadı. Resmi rakamlara göre 17,480 kişi hayatını kaybetti, yüz binlerce bina hasar gördü veya yıkıldı. Depremin ardından yapılan incelemeler, binaların büyük çoğunluğunun yönetmeliklere uygun yapılmadığını ortaya koydu.
Bu tablo, 'asrın felaketi' olarak nitelendirilen depremi sadece bir doğa olayı olmaktan çıkarıp, insan ihmalinin ve plansız kentleşmenin bir sonucu haline getirdi. 17 Ağustos, bu haliyle Türkiye'nin hafızasına kazındı ve her yıl dönümünde 'ne yaptık, ne yapamadık?' sorularını yeniden gündeme getirdi.
Yönetmelikler ve Denetim
Depremin hemen ardından, 1999'da yürürlüğe giren yeni deprem yönetmeliği ile yapı güvenliği konusunda önemli adımlar atıldı. 2007 ve 2018'de güncellenen yönetmelikler, binaların depreme dayanıklı olması için mühendislik hizmetlerini zorunlu kıldı. Ancak asıl sorun, mevcut yapı stokunun güvensizliği ve kaçak yapılaşmaydı.
Yine de denetim mekanizmalarının yetersizliği ve imar barışı gibi uygulamalar, güvenli yapılaşma hedefini gölgeledi. 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremler, bu eksiklikleri acı biçimde gözler önüne serdi. Dolayısıyla 17 Ağustos'un öğrettiği en önemli gerçek, depremle yaşamayı öğrenmek ve yapı stokunu acilen dönüştürmektir.
Kentsel Dönüşüm Zorunluluğu
17 Ağustos, kentsel dönüşümün sadece bir imar meselesi değil, bir beka sorunu olduğunu gösterdi. İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde milyonlarca insan riskli yapılarda yaşamaya devam ediyor. Kentsel dönüşüm projeleri hızlandırılmalı, vatandaşların güvenli konutlara erişimi kolaylaştırılmalıdır. Bu süreçte şeffaflık ve toplumsal katılım, başarının anahtarıdır.
Ayrıca afet yönetiminin yalnızca arama kurtarma ekiplerinden ibaret olmadığı, bu kapsamda deprem öncesi hazırlık, hasar tespiti ve psikososyal destek gibi alanlarda da kapasitenin artırılması gerektiği anlaşıldı. Toplumun her kesiminin deprem bilinciyle eğitilmesi, bireysel farkındalığın artırılması da aynı derecede önemli.
Dersler ve Ufuk
Depremlerin ne zaman ve nerede olacağını kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak bilim insanları, Marmara'da büyük bir depremin beklenildiğini sürekli hatırlatıyor. 17 Ağustos'un üzerinden 25 yıl geçti; hala aynı risklerle karşı karşıyayız. Bu gerçek, siyasetin gündemini de belirlemeli, şehirleri deprem dirençli hale getirmek ortak bir sorumluluk olarak görülmelidir.
Sonuç olarak, 17 Ağustos'un öğrettiği en önemli gerçek, depremi önlemenin insan eliyle mümkün olmadığı, ancak depreme karşı hazırlıklı olmanın ve doğru yapılaşmanın can kayıplarını en aza indirebildiğidir. Bu bilinçle hareket etmek, gelecek nesillere daha güvenli bir Türkiye bırakmak hepimizin görevidir.