Sevgili okurlarım, 12 Eylül’ün üstünden tam 46 yıl geçmiş, neredeyse yarım asır ve biz neredeyiz? Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi, 12 Eylül 1980 sabahı radyolardan yaptığı açıklamayla ülke yönetimine el koyduğunu duyurdu. O gün parlamento feshedildi, anayasa askıya alındı, siyasi partiler kapatıldı ve yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Aradan geçen 46 yılda darbe dönemi her yıl anılsa da, Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük bilançosu halen tartışma konusu.
Darbenin Toplumsal ve Siyasal Sonuçları
12 Eylül 1980 müdahalesi, sadece bir hükümeti devirmekle kalmadı; toplumun tüm dokusunu yeniden şekillendirdi. Darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 517 kişi idam cezasına çarptırıldı ve bunlardan 50’si infaz edildi. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ise siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. İşkence ve kötü muamele iddiaları yaygınlaştı; cezaevlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı resmi kayıtlara göre 299’u buldu.
Darbenin ardından hazırlanan 1982 Anayasası, askeri vesayetin kurumsallaşmasını sağladı. Millî Güvenlik Kurulu’nun yetkileri artırıldı, siyasi partilere anti-demokratik barajlar getirildi ve sendikal haklar kısıtlandı. Bu düzen, sonraki yıllarda da Türkiye siyasetini belirleyen bir gölge gibi varlığını sürdürdü. 1983’te yapılan ilk seçimlerle sivil yönetime geçilse de, Evren’in 1989’a kadar cumhurbaşkanı olarak görev yapması, vesayetin ne denli derin olduğunu gösterdi.
46 Yılda Değişen ve Değişmeyenler
12 Eylül’ün yarattığı travma, sonraki kuşaklara da miras kaldı. 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetler, 28 Şubat post-modern darbesi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye’nin darbe belasını tam anlamıyla aşamadığını gösterdi. Ancak 2000’li yıllarda yapılan reformlarla vesayet düzeninin geriletilmesi yönünde adımlar atıldı. 2010 anayasa değişikliği ile askeri mahkemelerin sivillere yargı yetkisi kaldırıldı, MGK’nın yapısı sivil otorite lehine değiştirildi.
Buna rağmen, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı gibi temel alanlarda sorunlar sürüyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği raporları, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü konusunda ciddi gerilemeler olduğunu belirtiyor. Siyasi tutukluluk iddiaları, seçim barajı ve seçim sistemi tartışmaları, darbe döneminden kalma antidemokratik uygulamaların tamamen tasfiye edilemediğini ortaya koyuyor.
Öte yandan darbe mağdurları, 46 yıldır adalet arayışını sürdürüyor. 12 Eylül Davası, 2010’da başlatıldı ancak 2014’te zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. Darbeciler yargı önüne çıkarılamadı, mağdurların tazmin talepleri ise sınırlı kaldı. Bu durum, toplumsal hafızada derin bir yara olarak varlığını koruyor.
Bugün Neredeyiz?
12 Eylül’ün 46. yılında Türkiye, bir yandan demokrasiyi güçlendirme çabası içinde, diğer yandan yeni tip vesayet odakları ve otoriter eğilimlerle mücadele ediyor. Darbelerin yol açtığı insan hakları ihlalleri için etkili bir hesaplaşma yaşanmadı. Bu nedenle, 12 Eylül sadece geçmişte kalan bir tarih değil; bugünün siyasi iklimini anlamak için de kritik bir referans noktası.
Sevgili okurlarım, 46 yıl sonra hâlâ “neredeyiz?” sorusunu soruyorsak, demek ki özgürlük ve demokrasi mücadelesi bitmemiş. 12 Eylül’ü unutmamak, benzer acıların tekrarlanmaması için demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına sahip çıkmak hepimizin görevi. Gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük miras, darbesiz, vesayetsiz ve özgür bir Türkiye olmalı.