Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen, askeri cuntanın toplumda açtığı derin yaralar tazeliğini koruyor. Demokrasinin askıya alındığı, parlamento ve tüm siyasi partilerin kapatıldığı, yüz binlerce insanın gözaltına alınıp işkence gördüğü o karanlık dönem, Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük travmalardan biri olarak anılmaya devam ediyor. Darbenin bilançosu, resmi rakamlara göre 650 bin gözaltı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlenmesi, 230 bin kişinin askeri mahkemelerde yargılanması, 14 bin kişinin vatandaşlıktan çıkarılması, 50 kişinin idam edilmesi ve yüzlerce kişinin işkence altında yaşamını yitirmesiyle ortaya çıkıyor.
Darbenin Bilançosu: Gözaltılar, Davalar ve İdamlar
12 Eylül 1980 sabahı saat 04:00'te TRT ekranlarından okunan bildiriyle yönetime el koyan Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi, ülkeyi yedi yıl boyunca fiili olarak yönetti. Darbe sonrası ilk etapta 650 bin kişi gözaltına alındı; bu sayı, Türkiye nüfusunun önemli bir kısmına denk geliyordu. Gözaltına alınanlar arasında sendikacılar, öğrenciler, öğretmenler, gazeteciler, avukatlar, siyasetçiler ve sıradan vatandaşlar vardı. Askeri mahkemelerde açılan davalarda 230 bin kişi yargılandı; 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ise yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
Darbenin en acı yüzlerinden biri de idamlar oldu. 1980-1984 yılları arasında 50 kişi idam edildi; bunlar arasında 17 yaşındaki Erdal Eren, sol görüşlü militanlar, sağ görüşlü ülkücüler ve sıradan suçlular bulunuyordu. İdam edilenlerin sayısı resmi kayıtlara göre 50 olsa da, işkence sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Gözaltında kaybedilenler, faili meçhul cinayetler ve kaybolanlar dosyaları hâlâ aydınlatılamadı.
Toplumsal Hafızada 12 Eylül: Travma ve Hesaplaşma
12 Eylül darbesi, sadece rakamlarla ifade edilemeyecek kadar derin bir toplumsal travma yarattı. Bir kuşak, eğitim hayatından koparıldı, işkence gördü, uzun yıllar hapis yattı. Sendikalar kapatıldı, grevler yasaklandı, siyasi partiler feshedildi. 1982 Anayasası, darbeciler tarafından halk oylamasına sunuldu ve yüzde 91,37 'evet' oyuyla kabul edildi; ancak bu oylamanın baskı altında gerçekleştiği yıllar sonra kabul edildi.
Darbe sonrası kurulan sivil iktidarlar döneminde de 12 Eylül'le yüzleşme konusunda adımlar atıldı. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önü açıldı. 2012'de Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında darbe davası açıldı; ancak her ikisi de 2015'te hayatını kaybettiği için dava düştü. Darbenin diğer sorumluları hakkında herhangi bir yargılama yapılmadı. Bu durum, adalet arayışının yarım kalmasına neden oldu.
12 Eylül'ün Mirası ve Günümüze Yansımaları
12 Eylül darbesi, Türkiye'de siyasetin şekillenmesinde uzun yıllar etkili oldu. Darbe sonrası oluşturulan siyasi yapı, merkez sağ ve merkez solun yeniden dizayn edilmesine yol açtı. 1983 seçimleriyle iktidara gelen Turgut Özal hükümeti, darbenin ekonomik ve siyasi mirasını sürdürdü. Ancak darbe, toplumun hafızasında bir kırılma noktası olarak kaldı ve her yıl 12 Eylül'de çeşitli etkinliklerle anılıyor.
Son yıllarda, 12 Eylül mağdurları ve sivil toplum kuruluşları, darbenin hesabının sorulması ve mağduriyetlerin giderilmesi için mücadele ediyor. Ancak 46 yıl geçmesine rağmen, birçok dosya hâlâ açıklığa kavuşmadı. Gözaltında kaybedilenlerin aileleri, hâlâ evlatlarının akıbetini öğrenmek için adalet arıyor. 12 Eylül, Türkiye'nin demokrasi tarihindeki en büyük utançlardan biri olarak anılmaya devam ediyor ve toplumsal hafızada tazeliğini koruyor.
Bugün, 12 Eylül'ün yaraları hâlâ taze. Her yıl olduğu gibi bu yıl da darbenin mağdurları, demokrasi ve insan hakları savunucuları, "12 Eylül'ü unutmadık, unutturmayacağız" diyerek seslerini yükseltiyor. Darbe, Türkiye'de demokrasinin ne kadar kırılgan olduğunu ve askeri vesayetin nelere yol açabileceğini gösteren bir ders olarak tarihteki yerini koruyor.