Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki askeri cunta, 12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te radyo ve televizyonlardan yayımlanan bildiriyle yönetime el koydu. Darbe, 650 binden fazla kişinin gözaltına alınması, 230 bin kişinin askeri mahkemelerde yargılanması, 50 idam cezasının infaz edilmesi ve yüz binlerce kişinin işkence görmesiyle sonuçlandı. Aradan geçen 46 yıla rağmen darbe döneminde yaşanan hak ihlalleri, faili meçhul cinayetler ve toplumsal travma Türkiye'nin gündemindeki yerini koruyor.
Darbenin Arka Planı ve Siyasi Kaos
12 Eylül öncesinde Türkiye, 1970'lerin sonlarında derin bir siyasi ve ekonomik istikrarsızlık içindeydi. Sağ-sol çatışmaları nedeniyle 1978-1980 yılları arasında günde ortalama 10-15 kişi hayatını kaybediyor, sokaklar adeta iç savaş alanına dönüyordu. 1979'da yaşanan petrol krizi ve döviz darboğazı, temel tüketim mallarında kuyruklara neden olmuştu. TBMM'de hükümet kurma çalışmaları tıkanmış, Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti istikrarı sağlayamıyordu. Bu kaotik ortamı bahane eden askeri cunta, 12 Eylül 1980'de yönetime el koyarak demokrasiyi askıya aldı.
Darbenin Yıkıcı Sonuçları
Darbe sonrası kurulan askeri rejim, Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını kökten değiştirdi. 1982 Anayasası, darbe döneminin ürünü olarak kabul edildi ve getirdiği yüzde 10'luk seçim barajı, siyasi partilerin kapatılması gibi düzenlemeler uzun yıllar Türk siyasetini şekillendirdi. 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 50 kişi idam edildi. İdam edilenler arasında Erdal Eren, Mustafa Pehlivanoğlu ve Aslan Kılıç gibi isimler bulunuyordu. Cezaevlerinde işkence sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı ise resmi rakamlarla belirsizliğini koruyor.
Darbe, sadece bireysel hak ihlalleriyle değil, aynı zamanda toplumsal hafızada derin izler bıraktı. Yüz binlerce kişi yıllarca cezaevlerinde kaldı, aileler dağıldı, çocuklar yetim kaldı. Kürt sorunu, darbe sonrası daha da derinleşti; Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan işkenceler uluslararası raporlara konu oldu. Sendikalar kapatıldı, sivil toplum kuruluşları susturuldu, basın özgürlüğü fiilen ortadan kalktı.
Yargı Süreci ve Toplumsal Bellek
12 Eylül darbesine ilişkin yargı süreci, 2010 yılında başlatılan soruşturmayla yeniden gündeme geldi. Dönemin cunta liderleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan dava, 2014 yılında sonuçlandı; ancak sanıkların sağlık durumları gerekçesiyle cezalar infaz edilemedi. Evren 2015'te, Şahinkaya ise 2023'te hayatını kaybetti. Darbe mağdurları, yıllardır aradıkları adaleti tam anlamıyla bulamadıklarını ifade ediyor. Her yıl 12 Eylül'de düzenlenen anma etkinliklerinde, darbenin karanlık yüzü bir kez daha hatırlatılıyor.
Son yıllarda darbe dönemine ilişkin arşivlerin açılması ve akademik çalışmaların artması, toplumsal belleğin canlı tutulmasına katkı sağlıyor. Ancak hâlâ birçok faili meçhul cinayet ve kayıp dosyası aydınlatılamadı. 12 Eylül'ün siyasi mirası, Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde sürekli bir referans noktası olmayı sürdürüyor.
46 yıl sonra 12 Eylül darbesi, sadece bir askeri müdahale değil; aynı zamanda Türkiye'de demokrasinin kırılganlığını, hukuk devletinin askıya alınmasının nelere yol açabileceğini gösteren bir ders olarak tarihteki yerini koruyor. Darbe döneminde yaşanan acılar, toplumun ortak hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Bugün gelinen noktada, benzer bir travmanın yaşanmaması için demokratik kurumların güçlendirilmesi, yargının bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlüklerin korunması hayati önem taşıyor. 12 Eylül, sadece geçmişin değil, geleceğin de uyarıcısı olarak anılmaya devam edecek.