Türkiye'de 12 Eylül 1980'de gerçekleşen askeri darbe, demokrasiyi askıya alarak toplumun her kesimini derinden etkiledi. 46 yıl geçmesine rağmen işkenceler, idamlar ve yasakların yaraları hâlâ taze. Darbe, millet iradesini ayaklar altına alırken, binlerce insanın hayatını kararttı. Bugün darbenin mağdurları hâlâ adalet ve hesap sorma talebini dile getiriyor.
Darbenin Toplumsal Maliyeti
12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'in televizyondan okuduğu bildiriyle yönetime el konuldu. Milli Güvenlik Konseyi (MGK) adı altında bir cunta yönetimi kuruldu. Parlamento feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, sendikalar ve dernekler yasaklandı. Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 50 kişi idam edildi, bunların 15'i siyasi suçlardan. İşkence ve kötü muamele yaygındı; 171 kişi işkence sonucu hayatını kaybetti. 299 kişinin ise şüpheli ölümü kayıtlara geçti.
Darbe, sadece sol görüşlü bireyleri değil, sağcı, milliyetçi, Kürt, Alevi, sendikacı, öğrenci, öğretmen, gazeteci, sanatçı olmak üzere toplumun her kesimini hedef aldı. Ülkücülerden komünistlere, liberal aydınlardan sendika liderlerine kadar geniş bir yelpazede insan işkence gördü, yargılandı, hapis yattı. Toplum travmatize edildi, korku iklimi yıllarca sürdü.
Yargılanma Süreci ve Adalet Arayışı
Darbe sonrası yeni anayasa 1982'de halk oylamasıyla kabul edildi; ancak oylama baskı altında gerçekleşti. Kenan Evren ve diğer cunta üyeleri 1983'te seçimle iktidarı devretti. Yıllar sonra, 2010'daki anayasa değişikliğiyle darbecilerin yargılanmasının önü açıldı. 2012'de başlayan davada Evren ve Şahinkaya gibi isimler yargılandı; 2014'te müebbet hapis cezası verildi. Ancak cezalar yaşlılık ve sağlık gerekçesiyle infaz edilmedi, Evren 2015'te öldü. Dava 2016'da düştü. Bu durum, mağdurların adalet duygusunu yaraladı; pek çok kişi hesap sorulamadığını düşünüyor.
12 Eylül, Türkiye'de askeri vesayet rejiminin kurumsallaşmasına zemin hazırladı. 1982 Anayasası, siyasi partilere ve sivil topluma kısıtlamalar getirdi, cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanıdı. Bu anayasa hâlâ yürürlükte ve değiştirilmesi tartışılıyor. Darbe, 1997'deki postmodern darbeye ve 2016'daki darbe girişimine kadar uzanan bir darbe geleneğinin başlangıcı oldu. Her 12 Eylül'de çeşitli etkinliklerle anılıyor; mağdurlar yaşadıklarını anlatıyor, yeni nesiller bilgilendiriliyor.
Bugün hâlâ 12 Eylül'ün izleri silinmiş değil. İşkence görenlerin fiziksel ve psikolojik travmaları devam ediyor. Kayıpların aileleri akıbetini öğrenemedi. Darbe mağdurları için tazminat davaları sürüyor, ancak yeterli değil. Sivil toplum kuruluşları, darbenin insanlık suçu olduğunu vurgulayarak yüzleşme ve özür talep ediyor. Türkiye'nin demokratikleşmesi için 12 Eylül'le yüzleşmesi gerektiği sıkça dile getiriliyor.
Uluslararası Bağlam ve Dersler
12 Eylül, sadece Türkiye'de değil, dünyada da yankı uyandırdı. Soğuk Savaş döneminde ABD ve Batı, darbeyi anti-komünist gerekçelerle destekledi. İnsan hakları örgütleri, Amnesty International ve Human Rights Watch raporlarında işkenceleri belgeledi. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, Türkiye'nin demokrasi eksikliğini sürekli eleştirdi. 12 Eylül, Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerle benzerlik taşıyor; şili, Arjantin gibi ülkelerde de cuntalar yargılandı ve cezalandırıldı. Türkiye'de ise cezasızlık kültürü hâkim.
Darbe, toplumsal hafızada bir utanç vesikası olarak yerini koruyor. Yıllar geçse de acılar dinmiyor, adalet arayışı sürüyor. 12 Eylül'ü anmak, demokrasiye sahip çıkmak ve bir daha yaşanmaması için ders çıkarmak anlamına geliyor. Bugün genç nesiller, 12 Eylül'ü öğrenerek otoriterleşmeye karşı bilinçlenmeli. Türkiye'nin geleceği için geçmişle yüzleşmek şart. Aksi halde, darbe girişimleri ve vesayet tehditleri devam edecek. 46 yıl sonra hâlâ taze olan bu yara, ancak adalet ve şeffaflıkla sarılabilir.