Bugün, Türkiye'nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak kazınan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden tam 46 yıl geçti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki cunta yönetimi, 12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te TRT ekranlarından yayınlanan bildiriyle yönetime el koydu. Darbe, 1960 darbesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ikinci askeri müdahale olarak kayıtlara geçti ve uzun yıllar sürecek bir baskı döneminin kapısını araladı.
Darbenin Bilançosu: Gözaltılar, İdamlar ve İşkenceler
12 Eylül darbesi, beraberinde ağır bir insan hakları ihlalleri tablosu getirdi. Resmi verilere göre darbe sonrası süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi. Bunlardan 50'si infaz edildi; aralarında sol görüşlü Erdal Eren, sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu gibi isimler vardı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. 300 kişi şüpheli şekilde hayatını kaybetti, 171 kişi işkenceden dolayı yaşamını yitirdi. Darbe döneminde 2 bin 500'e yakın sol ve sağ görüşlü örgüt üyesi çatışmalarda öldü. Ayrıca 927 kişi "düşüncelerini açıklama" suçlamasıyla yargılandı.
Darbe yönetimi, sadece bireyleri değil, kurumları da hedef aldı. 12 Eylül'den sonra tüm siyasi partiler kapatıldı; CHP, AP, MSP, MHP gibi partilerin yöneticileri tutuklandı. Sendikalar, dernekler, meslek kuruluşları kapatıldı; birçok gazete ve dergi yasaklandı. Üniversiteler üzerinde sıkı bir denetim kuruldu, öğretim üyeleri işten atıldı. 1982 Anayasası, darbe yönetiminin hazırladığı ve halk oylamasıyla kabul ettirdiği bir metin olarak Türkiye'nin siyasi hayatını şekillendirdi. Anayasa'nın geçici 15. maddesi, darbe sorumlularını yargıdan muaf tuttu; bu madde ancak 2010 anayasa değişikliğiyle kaldırılabildi.
Toplumsal Hafıza ve Yargı Süreci
Darbe, toplum üzerinde derin izler bıraktı. 12 Eylül, bir yandan sol ve sağ çatışmalarını sonlandırırken, diğer yandan apolitik bir gençlik yarattı; sendikal haklar geriledi, sivil toplum susturuldu. Yıllar sonra, 2010'daki anayasa değişikliğiyle darbe sorumluları hakkında yargı yolu açıldı. 2012'de başlayan davada Kenan Evren ve diğer cunta üyeleri yargılandı; ancak Evren ve Tahsin Şahinkaya, 2015'te verilen müebbet hapis cezasına rağmen yaşlılık ve sağlık sorunları nedeniyle cezaevine giremedi. Her ikisi de 2015 yılında hayatını kaybetti. Dava, darbe mağdurları açısından tam anlamıyla adalet sağlamadı; birçok mağdur, işkence ve kötü muamele iddiaları için zamanaşımı nedeniyle hak arayamadı.
Bugün 12 Eylül, her yıl çeşitli etkinliklerle anılıyor. İnsan hakları örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler, darbeyi lanetleyen açıklamalar yapıyor; mağdurlar için adalet talep ediliyor. Ancak darbe dönemine ilişkin toplumsal uzlaşı hâlâ tam olarak sağlanabilmiş değil. Kimi kesimler, 12 Eylül'ü "gereklilik" olarak savunurken, mağdurlar ve demokrasi savunucuları bunu bir insanlık suçu olarak nitelendiriyor. Tartışmalar, Türkiye'nin yakın siyasi tarihini anlama ve gelecekte benzer darbelerin önlenmesi açısından önem taşıyor.
Demokrasiye Etkileri ve Günümüze Yansımaları
12 Eylül darbesi, Türkiye'de askeri vesayet sisteminin kurumsallaşmasına yol açtı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK), darbeden sonra etkin bir güç odağı haline geldi; siyasi karar alma süreçlerinde askerin ağırlığı arttı. 1982 Anayasası, cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanıdı ve yargı bağımsızlığını sınırladı. Siyasi partiler üzerindeki baskılar, 1983 seçimlerine kadar sürdü; sadece cuntanın onayladığı partilerin seçime girmesine izin verildi. Bu dönemde Turgut Özal'ın Anavatan Partisi (ANAP) iktidara geldi ve 1980'lerin ekonomik liberalleşme politikaları başladı. Ancak demokrasi, uzun süre askeri müdahalelerin gölgesinde kaldı; 1997'deki "postmodern darbe" ve 2016'daki darbe girişimi, vesayet sorununun farklı biçimlerde devam ettiğini gösterdi.
Türkiye, 12 Eylül'ün yaralarını sarmak için çeşitli adımlar attı. 2010 anayasa değişikliğiyle geçici 15. madde kaldırıldı ve darbe sorumlularının yargılanması mümkün oldu. Ancak darbe mağdurları için tazminat ve rehabilitasyon çalışmaları yetersiz kaldı. Sivil toplum kuruluşları, 12 Eylül'ün resmi bir özür ve tazminat programıyla anılması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, darbe dönemine ilişkin arşivlerin açılması ve tüm belgelerin kamuoyuyla paylaşılması, toplumsal yüzleşme için kritik bir adım olarak görülüyor. Bugün 46. yılında 12 Eylül, sadece bir tarih değil; demokrasinin kırılganlığını ve askeri müdahalelerin kalıcı etkilerini hatırlatan bir ders olarak duruyor.