Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin arttığı bölgede, savaşın başlangıcından bu yana 11 Türk sahipli geminin Hürmüz Boğazı'nı güvenli şekilde geçerek Körfez'den ayrıldığını duyurdu. Bakan Uraloğlu, gemilerin seyir güvenliğinin Türk Deniz Kuvvetleri ve uluslararası denizcilik otoriteleriyle koordineli şekilde sağlandığını belirtti.
Uluslararası Deniz Trafiğinde Türkiye'nin Rolü
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ihracatının yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapmasıyla stratejik bir öneme sahip. Türk gemilerinin bu dar geçitteki güvenli seyri, hem ticaret hacmi hem de deniz güvenliği açısından dikkatle izleniyor. Uraloğlu, gemilerin geçişleri sırasında herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığını, tüm süreçlerin planlandığı gibi yürütüldüğünü ifade etti. Gemilerin büyük çoğunluğunun kuru yük ve konteyner taşıdığı, birkaçının ise petrol ürünleri taşıdığı öğrenildi.
Bölgesel Gerilim ve Denizcilik Sektörüne Etkisi
İran ile Suudi Arabistan arasındaki diplomatik kriz, Hürmüz Boğazı'ndaki trafiği etkilemiş olsa da alınan tedbirler sayesinde Türk gemileri mağduriyet yaşamadı. Deniz ticareti uzmanları, bu tür krizlerde alternatif güzergahların maliyetleri artırdığını, ancak boğazın açık tutulmasının küresel ekonomi için kritik olduğunu vurguluyor. Türkiye'nin bu süreçteki başarılı koordinasyonu, denizcilik alanındaki kapasitesini bir kez daha ortaya koydu.
Öte yandan, Bakan Uraloğlu, Türk sahipli gemilerin sayısının 11'le sınırlı kalmadığını, bölgede başka Türk gemilerinin de bulunduğunu ancak bunların boğaz geçişi yapmadığını söyledi. Gelecek dönemde, bölgedeki tansiyonun düşmesi durumunda ticari hacmin artması bekleniyor. Türk Deniz Ticaret Odası verilerine göre, 2025 yılı ilk çeyreğinde Türk sahipli gemilerin toplam yük taşıma kapasitesi yüzde 5 arttı.
Bağımsız Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'nın güvenli geçişi, yalnızca Türkiye için değil, enerji tedarik zinciri için de önem taşıyor. Bölgesel krizlerin deniz ticaretini sekteye uğratma riski, ülkelerin alternatif güzergah arayışlarını hızlandırıyor. Türkiye'nin bu süreçte sergilediği etkin koordinasyon, uluslararası arenada güvenilir bir transit ülke algısını pekiştiriyor. Ancak, uzun vadeli çözümün diplomatik normalleşme olduğu unutulmamalı.